hz. Ali

Konu, 'ALLAH'ın Arslanı. Hz. Ali' kısmında Alevi_Kaptan tarafından paylaşıldı.

  1. Alevi_Kaptan

    Alevi_Kaptan Admin Yetkili Kişi

    Kayıt:
    5 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    982
    Beğenilen Mesajlar:
    221
    Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife. Babasi Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrica 'Allah'in Arslani' ünvaniyla da anilir.

    Hz. Ali küçük yasindan beri Resulullah'in yaninda büyüdü. On yasinda islâm'i kabul ettigi bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanligi ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz sirkin kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz. Ali hemen müslüman olmustu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'in yanindaydi. Kâbe'deki putlari kirmasini söyle anlatir: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çikmak istedi. Kalkmak istedigim zaman kalkamiyacagimi anladi, omuzumdan indi, beni omuzuna çikardi ve ayaga kalkti. Kendimi istesem ufuklari tutacak saniyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim. Put düstü, parça parça oldu. Resulullah'in omuzlarindan indim. ikimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

    Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alinca onlari Safa tepesinde toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay etmisti. ikinci toplantiyi yapmasini Hz. Ali (r.a.)'ye birakti, Ali de bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum.

    Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi. Yalniz Ali (r.a.) kalkti ve orada Resulullah'a onun istedigi sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardesimsin ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.

    Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye birakti ve o gece Hz. Ali, Resulullah'in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber'e hicreti sirasinda zaman kazandirmistir. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamli yaninda bulundu, bütün cihat harekâtlarina katildi, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardi. Ayni zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir'de önemli bir savas harekâtini basariya ulastirdi. Bedir gazasinin baslamasindan önce, Kureysliler'le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi. Bu dögüste, hasmi Velid b. Mugire'yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da öldürdü. Kendisine "Allah'in Arslani" lâkabi ve Bedir ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

    Hz. Ali, Bedir savasindan sonra Hz. Peygamber'in kizi Hz. Fâtima ile evlendi. Nikâhini Hz. Peygamber kiydi. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan üç oglu, iki kizi dünyaya geldi. Hicret'in üçüncü yilinda Uhud savasinda, müslüman okçularin hatasi yüzünden müsrikler müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti. Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti. Iki tarafin da kazanamadigi bu savasta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

    Uhud savasindan sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti. Bütün çarpismalarda Hz. Ali kahramanca dögüsmüs ve müsriklerin en meshur savasçilarini öldürmüstür. Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin yazilmasinda o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya söyle basladi: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b. Abdullah" yazmasini Hz. Ali'ye söylemis fakat Hz. Ali "Resulullah" ifadesinin yaziminda israr etmistir.

    Hz. Ali Mekke'nin fethi sirasinda yine sancaktardi. "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putlari kirdilar.

    Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarindan, "müslüman olduk" anlamindaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dedigi için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayi duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayi telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi etmisti.

    Huneyn gazasinda müslümanlar bir ara bozulup dagildilar. Sayilari binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla islâm ordusunun kendi safinda toparlanmasini sagladi.

    Resulu Ekrem hicretin 9. yilinda Tebük seferine çikarken Hz. Ali'yi ehl-i beytin muhafazasi için Medine'de birakti, ancak bu sefere katilamadigi için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.

    Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi.

    bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi. Yemen bölgesinin islâm'a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir is" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümani, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kisa süren irsadlari sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.

    Hz. Peygamber'in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz. Ali Resulullah'in hücresinde tekfin ile mesgul idi.

    Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti. Hz. Ömer'in sehâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

    Hz. Osman'in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri hep Hz. Osman'a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti. Hz. Osman'i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

    Hz. Osman'in sehâdetinden sonra islâm'in ileri gelen sahsiyetleri ona bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'in bir takdiri olarak son derece karisik bir dönem oldu. Hilâfete geçtiginde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi. Bu karisikliklar Cemel ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu. islâm devleti bünyesindeki bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler gösterdi.

    Nihayet, Kûfe'de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi. Bu yaranin etkisiyle sehid oldu.

    Hz. Ali devamli olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yaninda bulundugu için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapisi" olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla dolu olmasina ragmen islâm'in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda büyük katkilari olmustu.

    Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra ögretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin ögretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve ögretme isini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd'a verdi. Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayirarak yürütüyordu. Malî isleri, dagitma ve toplama diye iki kisma ayirmazdi.

    Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi. Kendisine bir pay ayirma noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir titreyerek camiye gittigini aktarirlar. Devlet yönetici ve memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi hazirlamisti.

    1. Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin .

    2. Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin. Müslümanlar kardesleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir.

    3. Affetmekten utanmayin. Cezalandirmada acele etmeyin. Emriniz altinda bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

    4. Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin. Bu tür davranislar sizi zulme ve despotluga çeker.

    5. Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina dikkat edin.

    6. Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve korkmadan aci gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

    7. Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin.

    8. Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza yeterince maas ödeyin.

    9. Memurlarinizin hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiginiz samimi kisileri kullanin.

    10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.

    11. Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize kendilerini inandirin .

    12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.

    13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin.

    14. El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat standardini artirir.

    15. Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi korunmalidir.

    16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç aklinizdan çikarmayin. Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü davranmasin. Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin .

    17. Kan dökmekten kaçinin, islâm'in hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.

    Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve sikintilarla geçmisti. Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehid oldu.

    Hz. Ali Islâm'in bütün güzelliklerine vakifti. Çünkü o, Resulullah'in daima yaninda bulunmustu. Vahiy kâtibiydi, hâfiz, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber'den bes yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi: "Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demistir.

    Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu.

    Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine'de müslümanlarin durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti. Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayirlisini haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin" buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar da yemegi dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "süphesiz en iyiler mizaci kâfur olan bir tastan içerler. Allah'in kullarinin tasira tasira içecegi bir kaynak. Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir günden korkarlar. içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah'in rizasi için doyuruyoruz, sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz. Dogrusu biz oldukça asik suratli zorlu bir günden dolayi Rabbimizdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün serrinden onlari korur. Onlara parlaklik ve sevinç verir." (Insan, 5/11)

    Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meshur bir kilici vardi. Kilicin agzi iki çatalli idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafindan hediye edilmisti. Hz. Ali'nin cömertligi, insanîligi, Resulullah'a olan yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür. Bir gün onun dört dirhemi vardi. Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: "Mallarini gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katinda karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir." (el-Bakara, 2/274).

    Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler: "Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi için istigfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allah'u Teâlâ'ya istigfar ederse Allah'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur' buyurmaktadir."

    "Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile kilarsa bos yere zahmet çekmis olur. Bu kimse, kazasini ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez. "

    "Malinizin zekâtini veriniz. Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani yoktur. "

    Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut altiyüzbin altin mi veya altiyüzbin nasihat mi istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altiyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "su alti nasihate uyarsan altiyüzbin nasihata uymus olursun: 1. Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et. 2. Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yi hatirla. islâm'a uygun yasa; islâm'a uygun kazan; islâm'a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara. Kendi ayiplarinla mesgul ol. 4. Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin rizasini gözetirken sen Hakk'in rizasini gözet; hakka yaklastirici sebep ve vasitalari ara. 6. Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et."

    Hz. Ali buyurdu:

    "Kisi dili altinda saklidir. Konusturunuz, kiymetinden neler kaybettigini anlarsiniz."

    "Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsiz Cennet'e girmesinden daha hayirlidir. "

    "Kul ümidini yalniz Rabbi'ne baglamali ve yalniz günahlari kendini korkutmalidir. "

    "Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin. Âlim, içinden çikamayacagi bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakinmasin."

    "Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. "

    "Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda bulunabilmektir. "

    "Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir . "

    "Kalpler, kaplara benzer. Hayirli olani, hayirla dolu olanidir."

    "Bana bir harf ögretenin kölesi olurum. "

    Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak isllâm'in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .
     
  2. mihrican

    mihrican Daimi Üye

    Kayıt:
    8 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    201
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Bu bilgiler herkesin okuması ve bilmesi gereken bilgiler. Saolasın değerli can bunları bizlerle paylaştığın için.
     
  3. cem35

    cem35 Daimi Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    80
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    eline,emegine ve yuregine saglık kaptan.paylasım için saol...
     
  4. Alevi_Kaptan

    Alevi_Kaptan Admin Yetkili Kişi

    Kayıt:
    5 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    982
    Beğenilen Mesajlar:
    221
    sende saol can dost
     
  5. superisi

    superisi Yeni Üye

    Kayıt:
    18 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    3
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    ellerine yüreğine sağlık. paylaşımın için. bilgilendirdiğin için..
     
  6. taşkın

    taşkın Daimi Üye

    Kayıt:
    12 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    79
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    çok güzel sözler var burda ,herkesin okuması gerekir ,sağol kaptan
     
  7. dufy

    dufy Daimi Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    60
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    sagolasın kaptan
     
  8. B A T M A N

    B A T M A N Üye

    Kayıt:
    30 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    5
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    "Kalpler, kaplara benzer. Hayirli olani, hayirla dolu olanidir." ÇOK GÜZEL Bİ SÖZ ,SAĞOL ASIN
     
  9. hakangs52

    hakangs52 Daimi Üye

    Kayıt:
    7 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    189
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    HZ. İMAM ALİ

    On iki imamın ilkidir ve atasıdır. Peygamber soyunun babasıdır.

    Babası: Hazret’i Muhammed’i büyüten, evlendiren, İslam dininin yayılmasında en büyük desteği veren ve Peygamberin manevi babası, Abdulmuttalib oğlu Ebutalib Hazretleridir. Mekke’nin reisi olan bu zat, Peygamberden önce İbrahim Peygamber dini üzere amel ederdi. Tanrı, İbrahim hakkında (... o bizim dostumuzdu...) diyerek bilgi verir.

    Annesi: Hazret’i Muhammed’in “Anamdan sonra anamdır” dediği kutlu insan Fatıma Hazretleridir. Fatıma’da Haşimoğulları kabilesinden tanınmış insan Esed’in kızıdır. İlginçtir ki, Fatımatül Zehra’nın anne annesinin adı da, kayın validesinin adı da yine Fatıma’dır. Hz. Muhammed de; “Ben Fatimaların çocuğuyum” demiştir.

    Hz. İmam Ali, 21 mart 599 günü dünyaya gelir. Hicretten 23 yıl önce Receb ayının 13. cuma günü Beytullah’ı tavaf etmekte olan annesinin sancılarının artması üzerine, yanında bulunan Hz.Muhammed tarafından Beytullah’ın içine konulur. Dışarıda tavaf devam ederken, içerde Şahı Velâyet doğar.

    Annesinden sonra yüzünü ilk gören Resuli Ekrem olur. Annesinin memesinden önce Resuli Ekremin dilini emer, ve Ali ismini Peygamber tarafından kendisine verilir.

    Beytullah’ın içinde dünyaya gelen tek zattır.

    Künyesi: Ebül Hasan ve Peygamber tarafından kendisine verilen Ebu Turab‘dır.

    Lakabı: Şâh-ı Velâyet, Emir el mü’minun, Aliyyül Mürtezâ, Haydar-ı Kerrar, Kerremallahü veçhe, Esedullah-il Galib, Şir-i Yezdan gibi daha pek çok lakabı vardır.

    Hicretin 40. yılında Ramazan ayının 16’sında sabah fecir de kapısının önünde İbni Mülcem mel’unu tarafından zehirli hançerle yaralanır. Zehrin vücuda yayılması üzerine üç gün sonra 19 Ramazan 40 Hicri tarihinde şehid olur. Miladi 24 Ocak 661.

    Ömrü: 61 yıl, 10 ay, 3gündür.

    Türbesi, Irak’ın Necef şehrindedir.

    Eserleri: Nehç-ül Beleğa, Nokta-tül Beyan, Hutbel-ül Beyan (Hutbeleri), şiirleri, Emirnameleri. En önemli eseri, Hz. Muhammed tarafından kendisine yazdırılan Kur’an-ı Kerim’dir ki buna Mushafı Fatıma denilmektedir.

    Hz. Mevlana buyurur ki; “Her zerrenin gönlünde bir saray var, fakat kapısını açmadıkça kapalı kalır sana”

    Geliniz o kapıyı, Hz. İmam Ali’nin kapısını açalım;

    “Biliniz ki bütün semavi kitapların sırları Kur’an’dadır ve Kur’an da olan bütün sırlar ise besmelededir. Besmelede olan bütün sırlar ise besmelede ki “B” dedir. B de olan bütün sırlar ise B’nin altında ki noktadadır. (İbrahim Kundizi, Yenebı-ul Mevedde)

    Hz. İmam Ali de, “Ben B’nin altında ki noktayım” diye buyurmuştur.

    B, Muhammed’dir, nokta, Ali’dir. Ali de, Muhammed’in nefsidir.

    O, “Kur’an-ı Natık”tır. Yani, konuşan Kur’an’dır.



    Tuttum aynayı yüzüme

    Ali göründü gözüme

    Kıldım nazarı özüme

    Ali göründü gözüme



    Adem ata Havva ile

    Ol “Allem-el esma” ile,

    Çarh-ı felek sema ile

    Ali göründü gözüme.



    Hazreti Nuh Naciyullah

    Hem İbrahim Halilullah

    Tur-u Sina Kelimullah

    Ali göründü gözüme.



    İsa’yı Ruhullah oldur

    Mü’minlere penah oldur,

    İki alemde Şâh oldur,

    Ali görünür gözüme



    Ali tayyib, Ali tahir

    Ali batın, Ali zahir

    Ali evvel, Ali âhır

    Ali görünür gözüme




    Ali candır, Ali cânân,

    Ali dindir, Ali iman

    Ali Rahim, Ali Rahman

    Ali görünür gözüme.



    Hilmi bir gedayı kemter

    Görür gözüm dilim söyler.

    Her nereye kılsam nazar

    Ali görünür gözüme.




    “Tanrı’nın adlarından biri de El-Mümin’dir. İman eden kula da mümin denir. Mümin müminin aynasıdır demek, Tanrı onda, o aynaya tecelli etti demektir.”

    O aynada tecelli eden İmam Ali; Velidir, imam dır.

    İmam; saf, günah işlememiş, masum anlamındadır. Onun için 12 ile sonlanmıştır.

    Onun için onlara “masumu pak” denilmiştir.

    Onun için Kur’an, onları sevmeyi farz kılmıştır.

    Onun için Kur’an onların temiz ve pak olduklarına şahadet etmiştir.

    Onun için, “Duvazdeh- imam” adıyla methiyeler yazılmıştır.

    Kim onlar gibi olabilir ki?

    Allah, Ademi yaratmadan 1200 yıl önce Ehlibeytin nurunu yaratmıştır.

    Kim onlar gibi olabilir ki?

    Allah onlara benim velayetim deyip, inananlara Ehlibeyt sevgisini farz kılmıştır.

    Kim onlar gibi olabilir ki ?

    Allah onların yaradılış sebebi, mahlukatın efendileri önderleri olarak karar kıldığına dair yüzlerce ayet nazil etmiştir.

    Kim onları sevmez ki,

    Kim onlara benzemek istemez ki,

    Kim onların ahlakıyla, ilmi ile süslenmek istemez ki,

    Kim onlardan daha iyi Allah’ ı bilebilir ki,

    Kim, “Ali ile Muhammed sevgisi” arasına girebilir ki,

    Kim, “Muhammed’i Ali kadar, Ali’yi de Muhammed kadar sevebilir ki”

    Kim inandığı yola, malını canını evladını ve her şeyini verebilir ki,

    Evet sözü İmam Ali’ye bırakalım, bakalım bizlere neler söylemiş:



    İmam Ali’nin, Vali olan Malik Bin Ejder’e yazdığı mektup:

    “Kendine Temiz işleri zahire edin, en fazla sevdiğin azık sence bu olsun. Heva ve hevesine hakim ol. Sana helal olmayan şeyleri yapma. Nefsini kötülükten alıkoymak, sevdiğin yahut nefret ettiğin şeylerde ona hakim olmak, Bona insafla muamelede bulunmaktır.

    Halka merhametle muameleyi kendine adet et onları sevmeyi, onlara karşı, yiyeceklerini, içeceklerini, ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme, çünkü halk iki sınıftır.

    Bir kısmı dinde kardeştir sana, öbür kısmı yaratılışta eştir sana, yaptığını çok görmekten de çekin. Vaadince de vaadinden dönme, başa kakmak, ihsanı yok eder. Yapılan iyiliği çok görmek, büyük saymak gerçeğin ışığını söndürür. Vaatten dönüş, Allah’ın gazabını, halkın nefretini mucip olur.

    Yüce Allah,”ALLAH KATINDA EN BEĞENİLMEYEN ŞEY YAPAMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMENİZDİR.” HZ.ALİ


    Birisi, Şam’a gidişimiz Allah’ın kaza ve kaderiyle ilgili değil mi? Deyince, cevabı şu olur:

    “Yazık sana, sen kazayı yerine gelmesi, kaderin mutlaka olması gerekli sanmadasın. İş böyle olsaydı sevap ve ikap batıl olur, vaat ve vaadin ortadan kalkması icap ederdi. Oysa ki noksan sıfatlarda münezzeh olan Allah, kullarını yapacakları işlerde muhayyer bırakarak emretmiş, kötülüklerden çekinmelerini bildirerek nehyetmiştir. Emir de, nehiy de, kullun ihtiyarını ortadan kaldırmamış, kudretini yok etmemiştir. Onlara kolay olanı teklif etmiş, zor olanı buyurmamıştır. Az iyiliğe çok sevap vermiştir. Kul mağlup olarak isyan etmez, mecbur olarak itaatte bulunmaz. O peygamberleri bir oyun için göndermemiş, kitabı abes olarak indirmemiş, gökleri ve

    yeryüzünü, ikisi arasında yaratılanları boş yere yaratmamıştır.

    Bu kafir olanların zannı. Artık vay haline kafirlerin” demiştir.

    Devam eder:

    “İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbinde ise hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçaktır. Yücelikten nefret eden, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin. Susması fazladır, vakti yoktur. Çok şükreder, çok sabreder. Düşünceye dalmıştır, ihtiyacı olanları görünce kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak şeref ve din bakımından serttir, huy bakımından alçak.”


    Oğlu İmam Hasan’a seslenir:

    “Oğulcuğum , benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut. Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksullun en büyüğü ahmaklıktır. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir, soyun sopun en yücesi güzel huy.

    Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın, sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın, ona en fazla muhtaç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük eden ve eş dost olmaktan sakın, o pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın, çünkü o , seraba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.”

    Bizlere seslenir:

    “Akıl tamamlandı mı söz azalır.”

    “Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya ileri gitmiş görürsün, yada geri kalmış.”

    “Hoş geçinmek aklın yarısıdır.”

    “İktisada riayet eden yoksulluğa düşmez.”

    08.03.2006

    Ali Rıza Uğurlu - Dede
     
  10. Hulya

    Hulya Daimi Üye

    Kayıt:
    11 Mart 2007
    Mesajlar:
    142
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Yazidigin bunca güzellik ve dogruluk icin Yüregine Saglik KAPTAN!!
     
  11. teksin

    teksin Daimi Üye

    Kayıt:
    14 Şubat 2007
    Mesajlar:
    158
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    eline saglık süper bilgiler paylaşım için saol
     
  12. bluedream

    bluedream Daimi Üye

    Kayıt:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    545
    Beğenilen Mesajlar:
    3
    bilgiler için saol kaptan emegine saglık

    "Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir . "

    "Kalpler, kaplara benzer. Hayirli olani, hayirla dolu olanidir."

    "Bana bir harf ögretenin kölesi olurum. "

    Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak isllâm'in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .
     

Sayfayı Paylaş