HZ.ŞAHI-I MERDAN ALİ

Konu, 'ALLAH'ın Arslanı. Hz. Ali' kısmında ozani tarafından paylaşıldı.

  1. ozani

    ozani Üye

    Kayıt:
    15 Aralık 2006
    Mesajlar:
    18
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri


    Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed´in dâmâdı ve amcasının oğludur. Hz.Ali Hicret´ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke´de, Kâ´be-i Muazzama´nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ´be´nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan gelmiştir.

    Hz.Peygamber, Hz.Ali´nin doğumunu duyunca amcası Hz.Ebû Tâlib´in evine geldi. Hz.Ali´yi kucağına aldı, dilini ağzına verip emzirdi. Adını sordu, Fâtıma; “Esed koymak istiyorum” deyince Hz.Muhammed; “Hayır” buyurdu. “Onun adı Ali´dir” dedi ve adını “Ali” koydular.

    Künyeleri ise “Ebü´l Hasan” ve “Ebû Türâb”dır. Hz.Muhammed kendilerine, toprağın babası anlamına gelen “Ebû Türâb” künyesini vermişlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.



    İlk İman Eden Hz.Ali


    Hz.Muhammed´e ilk vahiy geldikten sonra; erkeklerden İslâmlığını ilk izhâr eden Hz.Ali´dir ve ondan sonra kadınlardan da ilk olarak eşi Hz.Hatice´tül Kübrâ, İslâmiyet´i kabul etmişlerdir.

    Hz.Ali, bütün ömrü boyunca Hz.Muhammed´in en yakınlarından ve yardımcılarından biri olmuş, bütün savaşlarda Hz.Peygamber´in yanında savaşmış, bu savaşlarda çok büyük yararlıklar ve kahramanlıklar göstermiş, canını Hz.Peygamber´in uğruna vermekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.



    Hicret Gecesi


    Hz.Muhammed hicret edeceği o gece, Hz.Ali´yi çağırdı ve “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke´den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sende benim yatağıma yatacaksın, ne dersin?” buyurmuşlardı. Hz.Ali bu haberi canına minnet bilmiş, şükür secdesine kapanarak kabul etmiştir.

    Bu olay münâsebetiyle, Kur´ân-ı Kerîm´in Bakara Sûresi´nin:

    “İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah rızâsına nâil olmak için canını satar ve Allah, kullarını pek esirgeyendir.” meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur.



    Hz.Muhammed ile Kardeş Olmaları


    Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere´ye Hicret´lerinden sonra; “Ansar (Yardım edenler)” denilen Medineli Müslümanlarla, “Muhacirun (Göçmenler)” diye anılan ve Mekke´den göç eden Müslümanları, birbirleriyle daha da kaynaştırmak için kardeş ettiler. Kardeşlik töreni bitince, tek kalan yalnız Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.
    Hz.Ali:
    “Yâ Resûlullah! Ashâbını birbirine kardeş ettin; beni ise yalnız bıraktın” dedi.
    Hz.Resûl:
    “Yâ Ali! Sen; Mûsâ´ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeşimsin, âhirette de” buyurmuşlardır.



    Bedir Savaşında Hz.Ali


    Medine´ye Hicret´in 2. yılında, Ramazan ayında vuku bulan ve Ebû Cehil ile diğer müşriklerin önde gelenlerinin ölümleriyle sonuçlanan Bedir savaşında, Hz.Ali 25 yaşlarında idi ve İslâmiyet´i koruyanların başındaydı.

    Bu savaşta vadideki su kuyuları, daha önce gelen müşrikler tarafından zapt edilmişti. Ashâb da geceleyin susuzluk baş gösterince Hz.Peygamber; “Bize kim su getirir.” buyurdular. Hz.Ali, eline bir kırba alıp hayli uzakta olan su dolu kuyuya vardılar; suyla doldurup sahâbeye ulaştırdılar. Böylece Hz.Ali, Bedir savaşında Kevser sâkiliğinin bir örneğini göstermiş oldu.



    Hz. Fatıma ile Evlenmesi


    Hicret´in 2. yılının son ayı olan Zilhicce´de Hz.Muhammed, sevgili tek kızı Hz.Fâtıma´tüz Zehrâ´yı, Hz.Ali´ye vererek onu kendisine dâmâd etmiştir.

    Hz.Ali´nin, Hz.Fâtıma ile olan evliliklerinden; Hz.İmâm Hasan, Hz.İmâm Hüseyin ve doğmadan düşen, adı Hz.Peygamber tarafından konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.

    Hz.Peygamber´in nesl-i pâk olan soyları “Ehl-i Beyt´i”, Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin´den devam etmiştir.



    Uhud Savaşında Hz.Ali


    Uhud savaşında, müşriklerden sancağı her kim eline aldı ise o kişiler, Hz.Ali tarafından birer birer katledildiler.

    Tarih kitaplarında ve Kur´ân âyetlerinde tafsilâtıyla bildirildiği gibi Uhud savaşında müşrikler bozguna uğrayınca; Hz.Peygamber´in bu savaşta, Abdullah bin Zübeyr´in kumandası altına verilen ve bir gediği korumaya memur edilip;

    “Her hâlde, yerlerinden ayrılmamaları emredilen okçuların” bozgunu görünce, gânimet hırsına düşmeleri ve yerlerinden ayrılmaları yüzünden, çetin bir bozguna uğrayan İslâm ordusu, Halid bin Velid´in bu gedikten hücumuyla bozulup dağıldı. Abdullah şehit düştü. Hz.Peygamber´in yanlarında, Hz.Ali ile bir kaç kişi kaldı. Ancak Hz.Ali, Hz.Muhammed´e saldıranlarla savaşmadaydı; o gün on altı yara almışlardı. Sonra, ashâbın tekrar Hz.Peygamber´in yanında toplanmaları, Hz.Ali´nin sebâtı sayesinde olmuştur.

    Bu savaşta Hz.Ali müşriklerle savaşırken ve Hz.Peygamber´i korurken elindeki kılıcı kırılmış, bunun üzerine Hz.Muhammed kendi kılıcı olan elindeki meşhur “Zülfekâr” adlı kılıcı vermişlerdir. O gün Hz.Muhammed, Hz.Ali için şu meşhur hadîsi buyurmuşlardır:

    “Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr”
    Anlamı: “Ali´den kahraman yiğit yoktur, Zülfikâr´dan üstün kılıç yoktur.”



    Mekke´nin Fethinde Hz.Ali


    Hicret´in 8. yılı, Ramazan ayında Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka´be-i Muazzama´nın çevresindeki putları kırdılar; içerisine girip oradaki putları da yerlerinden sökerek dışarıya attılar.

    Yüksekteki putların kırılması için Hz.Muhammed, Hz.Ali´ye “Yâ Ali! Omuzlarıma bas çık, şunları indir, kır” diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed´in omuzlarına basıp putları indirdi. O vakitteki hallerini anlatırken;

    “Bana öyle geldi ki, dileseydim göğe ulaşabilirdim” buyurmuşlardır



    [​IMG]
     
  2. seyduna_34

    seyduna_34 Daimi Üye

    Kayıt:
    6 Nisan 2008
    Mesajlar:
    2.650
    Beğenilen Mesajlar:
    17
    emegıne yuregıne saglık can degerlı paylasımın ıcın tesekkurler :eek:k
     

Sayfayı Paylaş