Hz.Ali (a.s)'nin Kahramanlığı

Konu, 'ALLAH'ın Arslanı. Hz. Ali' kısmında Aleviyyun tarafından paylaşıldı.

  1. Aleviyyun

    Aleviyyun Engellendi

    Bedir Savaşı'nda Hz. Ali

    Peygamber efendimiz (s.a.a) hicret etmesiyle birlikte genelde insanlık tarihinde, özelde İslâmî risalet tarihinde yeni bir dönem başlatmış oldu. Devletin nitelikleri belirginleşmeye, Müslümanların gücü de somut bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Öte tarafta, Kureyş ve onun müttefiki olan diğer müşrik kabilelerle birlikte, görünürde barışı kabul eden, ama büyük bir iki yüzlülükle bu barışı İslâm'ın ve Müslümanların işini bitirmeye yönelik plânlarını kamufle aracı olarak kullanan Medine Yahudîleri de boş durmuyorlardı. Hz. Resulullah (s.a.a) işleri hikmetle ve liyakatle yürütüyordu. Doğal olarak Hz. Peygamber'imiz (s.a.a) İslâm düşmanlarının komploları ve yıpratıcı faaliyeteri karşısında zayıf ve çaresiz bekleyecek değildi. Bu amaçla düşmanları tehdit ve ürkütme maksadıyla zaman zaman askerî müfrezeler hazırlayıp bölgenin çeşitli yerlerine gönderdi.

    Medine ticaret yolu ve Arap Yarımadası'nın ulaşımı açısından stratejik ve önemli bir yere sahipti. Müslümanlar, sayıları arttıktan sonra, artık hesaba katılmaları gereken bir baskı gücü hâline gelmişlerdi. Hz. Ali (a.s) Medine'ye adım attıktan sonra, hayatın her alanında, İslâmî risaletin gerektirdiği her hususta, Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanı başında faaliyet göstermeye başladı. Devletin yapılanmasında, ilâhî mesajın yayılmasında aktif rol aldı. Bu hususta Allah'ın kendisine bahşettiği özel yeteneğini, gücünü ve kararlılığını sonuna kadar kullandı. Denebilir ki, onun gösterdiği çabanın yanında birçok insanın birlikte yürüttüğü faaliyet çok daha zayıf kalıyordu. Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) karşı konulamaz vurucu gücü gibiydi. Bunu, Ali'nin katıldığı her savaşta rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Savaşların kaderi, çoğunlukla ilk çarpışmalara bağlıdır. İlk çarpışmada galip gelen taraf, savaşın seyrini kendi lehine değiştirmiş olur. Özellikle Bedir Savaşı açısından bu husus son derece belirgindir.(1) Bu savaş, Arap Yarımadası'ndaki, özellikle Kureyş içindeki bütün askerî güçlerin sönmesinin bir başlangıç noktasıdır. Bu savaş, Müslümanların tarih boyunca kazandıkları zaferlerin, gerçekleştirdikleri fetihlerin start aldığı bir başlangıç noktası konumundadır.

    Rivayet edilir ki, Rebia'nın oğulları Utbe ve Şeybe ile Utbe'nin oğlu Velid müşriklerin safları arasından öne çıkıp Müslümanları teke tek vuruşmaya davet ederler. Bunların karşısına önce Afra'nın oğulları Avf ve Muavviz ile birlikte Abdullah b. Revaha çıkar. Bunların üçü de ensara mensuptular. "Kimsiniz?" derler. Derler ki: "Biz ensardan Müslümanlarız." Derler ki: "Bize denk saygı değer insanlarsınız; ama bizim sizinle bir işimiz yok. Biz kavmimizden bize denk insanlar istiyoruz."

    Hz. Peygamber (s.a.a) amcası Hz. Hamza'ya, Hz. Ubeyde b. Haris'e ve Hz. Ali'ye onlarla teke tek vuruşmalarını emreder. Ubeyde b. Haris Utbe'nin, Hz. Hamza Şeybe'nin, Hz. Ali'de Velid'in karşısına çıkar. Hz. Hamza vakit kaybetmeden Şeybe'yi öldürür. Hz. Ali de Velid'i öldürür. Ubeyde ve Utbe ise karşılıklı olarak birbirlerine birer darbe indirip birbirlerine yaralarlar. Hz. Hamza ve Hz. Ali Utbe'ye saldırarak onu öldürürler.(2)

    Ardından, askerî açıdan denk olmayan iki taraf arasında göğüs göğse çarpışmalar başlar. Bir yanda, sayıları üç yüz on üç kişiden ibaret olan, iman ve akide uğruna savaşan, hakkı savunan ve hakka uymaya davet eden Müslümanlar cephesi, öbür yanda cahiliye asabiyeti ve hamiyetiyle savaşan dokuz yüz elli kişilik Kureyş cephesi. Bu noktada savaşın gidişatına başka unsurların müdahalesi söz konusu oluyor. Bu unsurları Hz. Peygamberimizin (s.a.a) duası, sebatı, Hz. Hamza'nın kahramanlığı ve Hz. Ali'nin
    gücü şeklinde sıralayabiliriz. Hz. Ali, Hz. Hamza ve Müslümanların kahramanları Kureyş'in ortasına daldılar. Bunlar kendilerini ve düşmanlarının sayısal çokluğunu unutmuşlardı. Gövdelerinden koparılmış başlar etrafta uçuşuyordu. Allah Müslümanları kuvvet, kararlılık ve direnç vererek desteklemişti. Müslümanlar kaçamayan müşrikleri esir alıyorlardı. Esir alınanların sayısı yetmişi bulmuştu. Öldürülen müşriklerin sayısı ise yetmiş iki idi.

    Rivayetler, bunların büyük bir kısmını Hz. Ali (a.s)'nin öldürdüğünü belirtir. En düşük tahmine göre Hz. Ali (a.s) en az yirmi dört kişiyi öldürmüştü. On sekiz kişinin de öldürülmesine yardımcı olmuştu. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Ali'nin öldürdüğü kişiler Kureyş'in kahramanları ve büyükleriydi.(3)

    Bu önemli savaşta Hz. Ali, savaşın sonucu üzerinde belirleyici bir etkinlik gerçekleştirmesinin yanı sıra Peygamber'in (s.a.a) bayraktarlığını da yapıyordu.(4)

    Rivayet edilir ki, Kinaneoğulları'ndan bir adam Muaviye b. Ebu Süfyan'ın yanına girer. Muaviye ona der ki: "Bedir Savaşı'nı gördün mü?" Adam "Evet." der. Der ki: "Gördüğün ve gözlerinin önünde meydana gelen olayları bana anlat."

    Der ki: "Biz, sanki orada yoktuk. Gördüklerimiz yaşananların yanında bir anlam ifade etmez." Der ki: "Ne gördüysen onu anlat."
    Şöyle der: "Ali b. Ebu Talib'i gördüm. Genç bir adamdı. Etrafına dehşet saçan bir arslan gibiydi. Safları yara yara ilerliyordu. Önüne çıkan herkesi öldürüyordu. Vurduğunu deviriyordu. İnsanlar içinde ona denk olabilecek, onun taşıdığını taşıyacak ve onun çevikliğiyle hareket edecek birine hiç rastlamadım. Savaşta kurnaz bir tilki gibiydi. Sanki ensesinde de iki gözü vardı. Sıçradığı zaman yabani hayvanların çevikliği ve çabukluğuyla sıçrardı."(5 )

    Bedir savaşı Kur’an’ı Kerimde şöyle geçer: “Yemin olsun ki, ezik-boynu bükük olduğunuz bir sırada Allah size Bedir’de de yardım etmişti. O halde Allah’tan korkun ki, şükredebilesiniz.” (Al-i İmran 123.)
    --------------------------------------------------------------------

    1- Bu savaşa, Büyük Bedir Savaşı denir. Hicretin ikinci senesinde ramazan ayının on yedisinde meydana gelmiştir. Bazılarına göre, ramazan ayının on dokuzunda meydana gelmiştir.

    2- el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 134-135; Tarih'ut-Taberî, 3 / 35

    3- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.64 böl.19, bab: 2; Keşf'ul-Gumme, 1 / 182

    4 el-İstîab, İbn-i Abdulbirr Malikî, 3 / 33; Tarih-u Dimaşk, İbn-i Asakir, 1 / 142

    5- Hilyet'ul-Evliya, Ebu Nuaym, 9 / 145
     
    Alevi_Kaptan bunu beğendi.
  2. Aleviyyun

    Aleviyyun Engellendi

    Uhud Savaşı'nda Hz. Ali

    Kureyş'in, Bedir Savaşı'nda aldığı ağır yenilgiyi, önde gelen isimlerinin, nice adamlarının ve kahramanlarının öldürülmesini unutması mümkün değildi. Yitirdiği itibarını yeniden kazanmak için Müslümanlardan intikam almaya karar verdi.
    Bedir Savaşı'nın üzerinden bir yıl geçmeden Kureyş hazırlıklarını tamamladı. Müşriklerden ve Yahudîlerden oluşan müttefiklerini etrafında topladı. İslâm dinine kin besleyen, Müslümanlardan intikam almak isteyen bütün gruplar Kureyş'in saflarında yer aldı. Küfür söz ve eylem birliğini gerçekleştirdi. Hakka karşı bütün batıl güçler birleşti. Kafirlerin ordusu Medine'ye doğru yola çıktı. Sayıları üç binin üzerindeydi. Bütün bunlar hicretin üçüncü senesinin şevval ayının başlarında oluyordu. Peygamber'imiz (s.a.a) bu gelişmeleri haber alır almaz, Müslümanları topladı ve alınması gereken pozisyon hakkında onlara danıştı. Sonra onlara bir konuşma yaptı ve onları savaşa, sabra ve direnişe teşvik etti. Onlara zafer ve ilâhî sevap vadetti. Beraberindeki bin veya daha fazla kişiyle birlikte Medine'den çıkma hazırlıklarına başladı. Sancağını Ali b. Ebu Talib'e verdi. Diğer sancakları da muhacir ve ensarın önde gelen isimlerine teslim etti. Bu aşamada nifak üzerine düşen rolü kendisine yakışır biçimde oynadı. Abdullah b. Übeyy kendisine uyan kişilerle beraber yarı yolda geri döndü. Geri dönen münafıkların sayısı üç yüz kadardı.(1)

    Hz. Resulullah efendimiz (s.a.a) Uhud'a varıncaya kadar yoluna devam etti. Oraya varınca, ashabını savaşa hazırladı. Savaş için zaferi garanti edecek sağlam ve kusursuz bir strateji belirledi. Bunun bir gereği olarak elli tane okçuya Müslümanların arkasında ve dağ tarafında konuşlanmalarını emretti. Müslümanların top yekun öldürüldüklerini görseler dahi yerlerini terk etmemelerini istedi.(2)

    Kureyşliler de Uhud'a geldiler ve savaş için hazırlandılar. Plânları gereğince devriyeleri taksim ettiler ve görevlendirmeler yaptılar. Sancaklarını Abduddaroğulları'na teslim ettiler. Bunlardan sancağı ilk alan kişi, Talha b. Ebu Talha'ydı. Peygamber (s.a.a) bunu öğrenince, sancağı Hz. Ali'den alıp Mus'ab b. Umeyr'e teslim etti. Mus'ab, Abduddaroğulları'na mensuptu. Mus'ab öldürülünceye kadar sancak onda kaldı. Musa'bdan sonra Peygamber'imiz (s.a.a) sancağı Hz. Ali'ye verdi.(3) Uhud Savaşı hicretin üçüncü senesinde şevval ayında meydana geldi.

    Savaş için bütün düzenlemelerin tamamlandığı bir sırada Müşriklerin koçu ve sancaktarı Talha b. Ebu Talha ortaya çıktı. Kureyş'in yiğitlerinden biri sayılırdı. Müslümanlara doğru ilerliyor, bir yandan da sesini yükselterek, onlara meydan okuyor ve topunu hiçe saydığını ilân ediyordu: "Ey Muhammed'in arkadaşları! Siz, Allah'ın sizin kılıçlarınız aracılığıyla bizi cehenneme ve sizi de bizim kılıçlarımızla cennete göndereceğini iddia ediyorsunuz. İçinizde kılıcımla cennete gidecek veya beni kılıcıyla cehenneme gönderecek bir var mı?"

    Hz. Ali (a.s) ileri çıktı.(4) İki saf arasında bu ikisi karşı karşıya geldiler. Resulullah efendimiz (s.a.a) kendisi için hazırlanan küçük bir tahtın üzerine oturmuş savaş alanını izliyordu, savaşın seyrini takip ediyordu. Hz. Ali Talha'ya bir darbe indirdi ve ayağını kesti. Talha yere düştü, elindeki sancak da bir kenara fırladı. Hz. Ali (a.s) işini bitirmek için hareket edince Allah ve akrabalık adına kendisini öldürmemesi için yalvardı. Hz. Ali (a.s) onu öylece bırakıp geldi. Bu vuruşmanın sonucu karşısında duydukları sevinci dile getirerek Hz. Resulullah (s.a.a) tekbir getirdi ve Müslümanlar da onunla birlikte tekbir getirdiler.

    Ardından kardeşi Osman b. Ebu Talha ileri çıktı ve müşriklerin sancağını aldı. Hamza b. Abdulmuttalib ileri çıktı ve ona bir kılıç darbesi indirerek öldürdü. Bundan sonra kardeşleri Ebu Said müşriklerin sancağını aldı. Hz. Ali buna da saldırdı ve öldürdü. Bunun ardından Ertat b. Şurahbil sancağı aldı. Hz. Ali onu da öldürdü. Böylece Abduddaroğulları'ndan dokuz kişi art arda sancağı aldılar ve tümü de Hz. Ali'nin veya Hz. Hamza'nın kılıcıyla öldürüldü.(5) Sancağı en son Abduddaroğulları'nın kölesi Savab adlı kişi aldı. Hz. Ali ona da saldırdı ve öldürdü. Ondan sonra sancak savaş meydanının ortasına düştü. Kimse kaldırmaya cesaret edemedi. Müşriklerin yüreğine korku düşmüştü. Moralleri bozuldu. Müşrikler artık arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Öyle ki Müslümanlar onların kadınlarının etrafını sarmıştı. Savaş, Müslümanların lehine sonuçlanacakmış gibi görünüyordu.

    Tam bu sırada Müslümanların başına büyük bir felâket geldi. Okçular dağdaki mevzilerini terk ettiler. Kardeşleriyle birlikte savaş ganimetlerini toplamak için alana doğru koşmaya başladılar. Dağda on okçudan başka kimse kalmadı.

    Müşrik süvarilere komutanlık eden Halid b. Velid dağdaki mevzilerin boşaltıldığını ve orada az sayıdaki okçudan başka kimse kalmadığını görünce, atlılarına seslendi. Kendi başta olmak üzere okçulara saldırdı. İkrime de onu takip etti ve orada bulunan az sayıdaki okçuları öldürdüler. Bu olayla birlikte kuvvetler dengesi değişti. Müşriklerin kefesi ağır basmaya başladı. Müslümanların saflarına sızmayı ve yarmayı başardılar.(6) Müslümanlar bir benzerini görmedikleri bir felâketle karşı karşıya idiler. Müslüman saflarda panik başladı ve disiplin kalmadı. Bu, zafer sonrası bir hezimet ve galibiyet sonrası bir yenilgiydi. Bütün insanlar Resulullah'tan (s.a.a) ayrıldılar. Amcası Hz. Hamza ve Mus'ab b. Umeyr şehit edildikten sonra onu adeta düşmanlarına teslim ettiler. Hz. Ali'den ve muhacir ve ensardan küçük bir topluluktan başka kimse kalmadı yanında.

    Bu zorlu ve dehşet verici anda tarih Hz. Ali'nin (a.s) Hz. Resulullah'ı (s.a.a) savunmadaki kararlılığına, fedakârlığına ve sarsılmaz direncine tanık oldu. Bütün gücüyle, kahramanlığıyla ve himmetiyle Resulullah'ın (s.a.a) yanı başından ayrılmadı. Resul'ün ve risaletin selâmeti için kendini saldırılara siper etti. Bir elinde İslâm sancağı, öbür elinde de kılıcı vardı. Saldırılara karşı koyuyor. Peygamber'e (s.a.a) doğru gelen hücumları geri püskürtüyordu. Tek başına tam teçhizatlı bir ordu gibiydi. Resulullah (s.a.a) saldırıya geçen bir grup görünce Hz. Ali'ye: Ey Ali, saldır şunlara, derdi. Hz. Ali de onlara saldırır ve darmadağın ederdi. Yüzüne, başına, göğsüne, karnına ve eline aldığı sayısız yaralar kendisini iyice bitkin düşürünceye kadar savaşmaya devam etti.(7)

    Bu sırada Cebrail (a.s) Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi ve şöyle dedi: "İşte bu, gerçek fedakârlık ve yardımdır." Resulullah (s.a.a) dedi ki: "Ali benden ve ben de ondanım." Cebrail şöyle dedi: "Ben de sizdenim." Bu sırada gökten gelen bir ses duydular: "Zülfikar gibi kılıç ve Ali gibi yiğit yoktur..." ( 8 )

    Böylece Emir'ül-Müminin (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)'ın hayatını korudu ve savaşın sonucunun bir tür dengeyle noktalanmasını sağladı. Her iki taraf da kesin bir zafer kazanmış sayılmazdı.

    ----------------

    1- el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 150; es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 3 / 66
    2- el-Meğazi, Vakıdî, 1 / 224; el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 152; es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 3 / 66
    3- Tarih-i Taberî, 2 / 199
    4- es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 3 / 73
    5- el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 152-154
    6- Tarih-i Taberî, 2 / 194
    7- Tarih-i Taberî, 2 / 154; A'yan'uş-Şia, 1 / 288; Bihar'ul-Envar, 20 / 54
    8- el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 154; Feraid'üs-Simtayn, Hameveynî, 1 / 257, Hadis: 198, 199; Tarih-u Dimaşk, İbn-i Asakir, 1 / 147; Ravzat'ul-Kâfi, Hadis: 90
     
  3. Aleviyyun

    Aleviyyun Engellendi

    Hendek Savaşı'nda Hz. Ali

    Müslümanları ortadan kaldırma hususunda Kureyşlilerin kesin bir başarısızlıkla karşılaştıkları inkâr edilemez bir gerçek olarak gözlerinin önünde duruyordu. Ama cahiliye inadı ve küfürde ısrar bu amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik hareketler gerçekleştirmeye itiyordu onları.
    Kureyş Müslümanlara bitirici bir darbe vurmak amacıyla bir kez daha hazırlıklara başladı. Bu amaçla diğer cahiliye mensubu kabileler ile ve de Yahudîler ile ittifaklar yapıldı. Nihayet sayıları on bini buldu. Bu on binlere Ebu Süfyan komutanlık ediyordu.(1) Hz. Peygamber'in (s.a.a) uyguladığı savunma savaşı stratejisi ve taktiğiyle karşılaştıklarında müşriklerin öfkesi ve kini bir kat daha arttı. Peygamber'imiz (s.a.a) bu hususta ashabıyla istişare etmişti. Hz. Selman-i Farisî Medine'nin etrafında hendek kazmayı önermişti. Öte yandan Müslümanlarla savaşmak ve İslâm'ın işini nihai olarak bitirmek üzere toplanan müttefiklerin, hiziplerin yüreklerindeki heyecan, hamaset, sayı ve donanım çokluğuna aldanıp gururlanma duygusu frenlenecek gibi değildi.
    Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşı tarafa geçmeyi başardılar. Bu atlılarla Müslümanlar aynı zeminde karşı karşıya gelmiş bulunuyorlardı. Müslümanların korkuları bir kat daha arttı. Hz. Ali bazı Müslümanlarla birlikte ileri çıktı ve Kureyşlilerin atlarını geçirdikleri gediği kapattı.
    Amr b. Abduved, er meydanına çıktı ve Müslümanlara meydan okudu. Naraları karşısında Müslümanların sesi soluğu kesildi. Başlarının üzerinde kuş varmış gibi donup kaldılar. Herkes derin bir düşünceye dalmış, bu savaşçı hakkında binlerce hesap yapıyordu.
    Resulullah (s.a.a), "Bunun karşısına çıkacak biri var mı?" dedi. Hz. Ali, "Ben varım, ya Rasulallah!" dedi. Resulullah (s.a.a) onu oturttu. Amr, ikinci ve üçüncü kez karşısına çıkacak er istedi. Hz. Ali'den başka ona cevap verecek kimse çıkmadı. Her seferinde de Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'yi oturtuyordu.(2) Daha sonra Peygamber'imiz (s.a.a) Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sararak, kendi kılıcını kuşandırarak ve kendi zırhını giydirerek Amr'ın karşısına çıkmasına izin verdi. Ardından ellerini kaldırarak şöyle dedi: "Allah'ım! Ubeyde'yi Bedir günü, Hamza'yı da Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali'dir. Beni yalnız başıma bırakma ve sen mirasçıların en hayırlısısın." (3)
    Hz. Ali savaş meydanına çıktı. O çıkmadan önce Resulullah (s.a.a) şöyle demişti: "İmanın tümü, küfrün tümüyle savaşmaya gitti." (4)
    Hz. Ali, Amr'a doğru ilerlerken Allah'ın yardımına olan derin inancı kalbini doldurmuştu. Amr'a gelince, Hz. Ali'nin onun karşısına çıkması kendisi için tam bir sürprizdi. Bu bakımdan Amr, Hz. Ali'yle vuruşma hususunda tereddüt geçirdi. Hz. Ali dedi ki: "Ey Amr! Sen cahiliye içindeyken şöyle derdin: Bir kimse beni üç şeye çağırırsa, bunlardan en azından bir tanesini kabul ederim, derdin." Amr, "evet" dedi.
    Hz. Ali dedi ki: "Ben seni, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet ediyorum. Senin âlemlerin rabbine teslim olmanı istiyorum." Dedi ki: "Bunu geç." Hz. Ali dedi ki: "Kabul etseydin, senin için hayırlı olurdu." Ardından şöyle dedi: "Geldiğin yere geri dön." Amr, "hayır!" dedi, "Kureyş kadınları dünya durdukça bunu anlatıp dururlar." Hz. Ali dedi ki: "Atından in, vuruşalım."
    Hz. Ali'nin bu sözlerine öfkelendi Amr, atından indi ve geri dönmeyeceğinin bir göstergesi olarak atını öldürdü. Sonra Hz. Ali'ye doğru yöneldi. İki savaşçı vuruşmaya başladı. Amr Ali'ye bir kılıç indirdi. Ali kalkanı aracılığıyla bu darbeyi savuşturdu. Ardından Hz. Ali boynuna bir kılıç indirdi ve Amr kanlar içinde böğürerek yere yığıldı. Onun yere yığıldığını gören Hz. Ali tekbir getirdi. Onun arkasından Müslümanlar da tekbir getirdiler. Vuruşma Amr'ın yere yıkılmasıyla son bulmuştu. Yanındaki arkadaşları gördüklerinin dehşetinden kaçıp gittiler. Hz. Ali onların ardına verdi. Bu sırada Nevfel b. Abdullah hendeğe düştü. Ali de hendeğe atlayıp onu öldürdü. (5)

    Müttefikler bu ağır darbeyi dehşet içinde seyrettiler. Gözlerine inanamadılar. Çünkü bir kimsenin Amr b Abduved'i öldürmeye cesaret edebileceğini beklemiyorlardı. Artık yüreklerine derin bir korku düşmüştü. Hiç kimse böyle bir saldırıyı, meydan okumayı tekrarlamaya cesaret edemedi. Ancak Medine'yi bir süre daha muhasara altında tutmaya devam ettiler. Nihayet Allah onların hezimete uğramalarını takdir etti. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) başka bir taktik uygulamaya başlamıştı.
    Hz. Ali (a.s) Hendek Savaşı'na katılanlar arasında bir kaç özelliği ve üstün meziyetiyle belirginleşti:
    1- Amr ve arkadaşlarının geçtikleri gediği kapatmaya çalışması. Bu, savaş meydanında ortaya çıkan beklenmedik olaylar karşısında çabuk ve isabetli karar verip bunu derhal tatbik etme yeteneğinin somut bir göstergesiydi.
    2- Amr'ın karşısına çıkması ve onu öldürmesi. Müslümanlar onun karşısına çıkmaktan çekiniyorlardı. Resulullah (s.a.a) Ali'nin konumunu ve meziyetini vurgulamak maksadıyla şöyle buyurmuştu: "Ali'nin Hendek Savaşı'nda Amr'ın karşısına çıkması, bütün ümmetimin kıyamet gününe kadar işlediği bütün amellerden daha üstündür." (6)
    3- Savaş boyunca üstün bir cesaret ve kuvvet örneği sergilemesi. Bu özelliğini, Amr ile beraber gelip hendeği aştıktan sonra hezimete uğrayıp kaçanları, onlar atlı kendisi yaya olduğu hâlde kovalamasında görebiliyoruz.
    4- Savaş boyunca sergilediği birçok davranışı itibariyle yüksek ahlâktan göz kamaştırıcı örnekler verdi. Bu, Resul'ün ve risaletin yüceliğini ortaya koyuyordu. Bu örnek davranışlardan biri, Araplar arasında pahalı ve sağlam bir zırh olarak ün salmış Amr'ın zırhını almamasıdır.
    5- Amr'ı ve Nevfel'i öldürmesi, hezimete uğrayıp kaçan diğerlerini de kovalaması, karşılarında Kureyş ve müttefiklerinin muazzam ordusunu görüp korkuya kapılan Müslümanların yeniden kendilerine güvenmelerini, öte yandan, rüzgar ve soğukla boğuşan Kureyşlilerin de hezimete uğramalarını, bir daha saldırı cesaretini kendilerinde bulamamalarını sağladı.
    6- Bütün bunlardan sonra Hz. Ali'nin (a.s) eriştiği en büyük şeref, teke tek vuruşmaya çıkarken Peygamberimizin (s.a.a) onun hakkında söylediği şu sözdür: "İmanın tümü, küfrün tümüyle savaşmaya gitti." (7)
    _______________________________________________

    1- es-Siret'ül-Halebiyye, 2/631.
    2- es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbni Hişam, 3 / 224; Tarih-i Taberî, 3 / 172; el-Kâmil Fi't-Tarih, 2 / 180; es-Es-Sîret'ül-Halebiyye, 2 / 318
    3- Mevsuat'ut-Tarih'il-İslâmî, 2 / 491-492; Şerh-u Nehc'il-Belâğa, 19 / 61'den naklen. bk. el-Menakıb, Harezmî, 144; es-Es-Sîret'ül-Halebiyye, 2 / 318
    4- Şerh-u Nehc'il-Belâğa, İbn-i Ebi'l-Hadid, 19 / 61; Yenabi'ul-Mevedde, bab:23; İbn-i Mesuddan rivayet edilmiştir. Mîlanî de "Kâdetuna" adlı eserin 2 / 108. sayfasında Dimyerî'den, Hayat'ul-Heyevan 1 / 248'den rivayet eder. Fadl b. Ruzbehan'dan şöyle rivayet edilir. "Bu sahih bir hadistir. Görüşü sakat ve imanı zayıf olanlardan başkası bu hadisi inkâr edemez. Ancak bu, Ali'nin (a) imamlığına dair bir nas olarak kabul edilemez."
    5- Tarih-u Dimaşk, 1 / 150. Ayrıca bk. Mevsuat'ut-Tarih'il-İslâmî, 2 / 495
    6- Müstedrek, Hâkim, 3 / 32, Tarih-u Dimaşk'ın dipnotlarından (1 / 155) naklen. Feraid'üs-Simtayn, 1 / 255, Hadis: 197
    7- Şerh-u Nehc'il-Belâğa, İbn-i Ebi'l-Hadid, 19 / 61
     
  4. Aleviyyun

    Aleviyyun Engellendi

    Hayber Savaşı'nda Hz. Ali

    Hudeybiye barış antlaşması imzalanınca Peygamber'imiz, İslâm risaleti açısından Kureyş'ten ve Arap Yarımadası'nın diğer bölgelerinde şirk inancı üzere kalan diğer kabilelerden yana kendini güvenceye almış oldu. Çünkü antlaşmanın maddeleri Müslümanların kefesinin ağır basmasını sağlayacak nitelikteydi.
    Bunun yanında Müslümanların gücü donanım ve sayı bakımından gittikçe artıp gelişiyordu. Birçok insan İslâm'a yönelmişti. Araplar, onca inadına, azgınlığına ve gücüne rağmen Kureyş'in gücünün kırıldığını fark etmişlerdi. İslâm'ı güç kullanarak ortadan kaldırmaya yönelik plânlarının işe yaramadığını görmüşlerdi. Bu yüzden, Kureyş'in barış antlaşmasına imza atması bir tür teslim oluş olarak algılanıyordu.
    Geride fitne çıkaran, kargaşaya sebep olan, nifak ve kalleşliği temsil eden bir güç kalmıştı. Medine dışındaki Yahudiler. Peygamber'imiz (s.a.a), dışarıdan destek alarak düşmanca bir tutum içine girebilirler endişesiyle onları sürekli kontrol ediyordu. Çünkü Yahudilerin tarihi kalleşliğin, antlaşmaları bozmanın örnekleriyle doludur. Bu yüzden Peygamber'imiz (s.a.a) Yahudilerin kalesi konumundaki Hayber üzerine yürümeye karar verdi. Ashabına en kısa sürede savaşa hazırlanmalarını emretti. Hazırlıklar tamamlandı ve Peygamber'imiz (s.a.a) Medine'den yola çıktı. Sancağı Hz. Ali'ye verdi. Hayber'e doğru durmadan yol aldı. Hayber'e vardıklarında karanlık çökmüştü. Hayber halkı böyle bir olaydan haberdar değildi. Sabah olunca evlerinden çıktıklarında Peygamber'in (s.a.a) ordusunu karşılarında gördüler. Bunun üzerine geri dönüp kalelerine kapandılar. Peygamber'imiz (s.a.a) kaleyi kuşatma altına aldı ve onları sıkıştırdı. Kalenin çevresinde iki taraf arasında kanlı çarpışmalar oldu. Peygamber'imiz (s.a.a) bazı kaleleri ele geçirdi. Kuşatma ve çatışmalar bu şekilde yirmi küsur gün kadar sürdü. Ama diğer bazı kaleler inatla direniyordu. Hz. Peygamber (s.a.a) sancağını Ebu Bekir'e vererek onu kalelerin üzerine gönderdi. Ebu Bekir bir sonuç alamadan geri döndü. İkinci gün sancağı Ömer'e vererek saldırmasını emretti. O da arkadaşı gibi bir sonuca varmadan geri döndü. Bu arada o arkadaşlarını, arkadaşları da onu korkaklıkla suçluyorlardı. Sancağı kendi elleriyle birine verip de bir sonuç alınmadan geri dönülmesi, ya da birini bir hedefe gönderip de onun yenilmiş, bozguna uğramış olarak geri dönmesi Peygamber'imize (s.a.a) ağır geldi. Bunun üzerine derin anlamlar içeren, yüce olgulara işaret eden tarihî bir söz söyledi: "Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, o Allah ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de onu sever. Döne döne vuruşur, asla düşmana sırt çevirip kaçmaz. Allah onun önünü açar. Cebrail sağında ve Mikail de solunda olur." (1)
    Herkes başını kaldırıp boynunu uzattı. Bütün herkesin dileği bu sözlerle kendisinin kast edilmiş olmasıydı. Hatta Ömer b. Hattab şöyle demişti: "O günden başka hiçbir zaman emirlik istememiştim. O gün bayrağın bana verilmesini temenni etmiştim." (2)

    Gün ağarınca Peygamber'imiz (s.a.a) kalktı ve bayrağın getirilmesini istedi. İnsanlar tutmuş bekliyorlardı. Sonra Hz. Ali'yi (a.s) çağırdı. Orada bulunanlar dediler ki: "Ya Resulallah, gözleri ağrıyor." Buyurdu ki: "Onu çağırın." Seleme b. Evka' gitti ve gözleri ağrıdığı için yürümekte güçlük çeken Hz. Ali'nin elinden tutup onu Peygamber'in (s.a.a) yanına getirdi. Hz. Ali gözlerini sargı ile bağlamıştı. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'nin başını kucağına aldı, sonra eliyle ağzının suyunu alıp onun gözlerine sürdü. O anda daha önce hiç ağrımıyormuş gibi sapasağlam oldu. Sonra Peygamber'imiz (s.a.a) Hz. Ali'ye şöyle dua etti: "Allah'ım! Sıcakta ve soğukta ona yardımcı ol." (3)
    Sonra demir zırhını ona giydirdi ve kendi kılıcı olan Zülfikar'ı beline bağladı, sancağı eline vererek kaleye doğru gönderdi. Ona şu tavsiyede bulundu: "Onların topraklarına varıncaya kadar yola devam et. Sonra onları İslâm'a davet et ve Müslüman olmaları durumunda Allah'ın kendilerinin üzerinde ne gibi haklarının oluşacağını bildir. Nefsimi elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, bir adam senin yol göstericiliğinle hidayete ererse veya Allah, senin yol göstericiliğinle birini hidayete erdirirse bu, senin için kızıl develerinin olmasından daha hayırlıdır."
    Seleme şöyle der: Hz. Ali yola çıktı. Allah'a yemin ederim ki, seğirterek yürüyordu ve biz de arkasından koşuyorduk. Nihayet sanacağını kalenin dibindeki bir taş yığınının ortasına dikti. Kalenin burcunda bir Yahudî onu fark etti: "Kimsin sen?" dedi. "Ben Ali b. Ebu Talib'im." dedi.
    Yahudi arkadaşlarına dönüp şöyle dedi: "Musa'ya indirilene andolsun, yenildiniz." (4)
    Daha sonra kaledekilerden bazıları onunla teke tek vuruşmak üzere kalenin dışına çıkmaya başladılar. İlk olarak dışarı çıkan kişi, cesaretiyle nam salmış Merhab'ın kardeşi Haris'ti. Haris'i gören Müslümanlar geri çekildiler. Hz. Ali ise yerinden sıçrayıp Haris'in karşısına çıktı. Şiddetli bir vuruşma yaşandı. Sonunda Hz. Ali (a.s) onu öldürdü. Yahudiler yenilerek kaleye geri döndüler. Daha sonra Merhab çıktı. Üst üste iki zırh giymiş, iki kılıç kuşanmış ve başına iki sarık birden bağlamıştı. Elinde ise çatallı bir mızrak vardı.
    O ve Hz. Ali birbirlerine karşılıklı olarak birer darbe indirdiler. Hz. Ali bir darbe indirdi. Başının üzerine yerleştirdiği taş parçasını ve miğferi parçaladı ve kafasını ikiye ayırdı. Kılıç azı dişlerine kadar batmıştı. Yahudiler savaşçıları Merhab'a olanları görünce, bozguna uğramış olarak kaleye geri döndüler ve kapıları üzerlerine kilitlediler.
    Hz. Ali (a.s) kapıya yöneldi ve kapıyı açıncaya kadar zorladı. İnsanların çoğu kalenin etrafındaki hendeğin öbür tarafında bulunuyorlardı ve onunla birlikte karşı tarafa geçmemişlerdi. Hz. Ali kalenin kapısını kavradı ve yerinden söktü. Onu hendeğin üzerine bir köprü gibi yerleştirdi. Ardından Müslümanlar kapının üzerinden karşı tarafa geçtiler. Kaleyi ele geçirip sayısız ganimetler elde ettiler. (5)
    Rivayet edilir ki, daha sonra, Hz. Ali'nin tek başına yerinden söküp köprü gibi hendeğin üzerine koyduğu bu kapıyı yerinden oynatmak için kırk kişi uğraşmışlarsa da kapıyı yerinden oynatamamışlar.
    İbn-i Amr şöyle der: "Biz, yüce Allah'ın Hayber'i Hz. Ali (a.s) aracılığıyla bize açmasına şaşırmadık. Ama Hz. Ali'nin tek başına kale kapısını yerinden sökmesine, kapıyı kırk zira arkaya doğru fırlatmasına şaşırdık. Nitekim kırk kişi birden kapıyı yerinden oynatmak için uğraştıysalar da başaramadılar." Bu olay Peygamber'imize (s.a.a) haber verilince, şöyle buyurdu: "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ona kırk tane melek yardım ediyordu."

    Rivayete göre Hz. Emir'ül-Müminin (a.s) Sehl b. Huneyf'e gönderdiği bir mektupta şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin ederim ki, Hayber kalesinin kapısını yerinden sökmem, sonra onu arkaya doğru fırlatmam bedenimin gücüyle ve beslenmenin bana verdiği hareket kabiliyetiyle gerçekleştirmedim. Bilâkis beni, melekûtî bir güç ve nefsimi aydınlatan rabbimden gelen bir nurla bunu gerçekleştirdim. Benim Ahmed (Hz. Peygamber) karşısındaki konumum, ışığın ışık karşısındaki konumu gibiydi."(6)
    ____________________

    1-Tarih-i Taberî, 2 / 300; Tarih-u Dimaşk, İbn-i Asakir 1 / 166, Tercumet'ul-İmam Ali; Tezkiret'ül-Havass, İbn-i Cevzi el-Hanefî, 32; Sîret'ul-Halebiye 3 / 37
    2- Tezkiret'ül-Havass, s.32
    3- Tarih-i Taberî, 2 / 301; el-Kâmil, İbn-i Esir, 2 / 220; Feraid'üs-Simtayn, 1 / 264
    4- A'yan'uş-Şia, 1 / 401
    5- Tarih-i Taberî, 2 / 103; el-İrşad, Şeyh Müfid, s.114 böl. 31, bap: 2; Bihar'ul-Envar, 21 / 16
    6- el-Emali, Şeyh Saduk, hadis: 10
     
  5. serdar01

    serdar01 Misafir

    Ya ali ya muhammed
     

Sayfayı Paylaş