Dem Almak....

Konu, 'Merak ediyorum..' kısmında mihrican tarafından paylaşıldı.

  1. mihrican

    mihrican Misafir

    Arkadaşlar bu dem olayı ben aleviyim dediğim heryerde sorulan ilk soru dem ne demek niçin dem alınıyo diye soruyolar. işin açıkçası çok küçükken anlatmışlardı ve aklımda pekte bişey kalmadı. bunu bugunumuze nasıl gelmiş olayın aslı astarı nedir yada mazur görülecek kadar bu dem olayının geçmişi nedir bilen varsa rica ediyorum anlatsın. şimdiden teşekkürler.
     
  2. selenayy

    selenayy Daimi Üye

    sevgili mihrican bu konuyu bir çoğumu merak ediyoruz zaten hatırlattığın için teşekkürler bildiklerimi dilim döndüğünce paylaşacağım.

    biraz araştırmak istedim ve bayram balcının bir albüm tanıtımı için (ulaş özdemir'in bu dem albümü) yaptığı röpotajdan bazı cümleler hoşuma gitti
    "Alevi toplumunun irfan meclislerinde, dem erdemdir, erdem cem'dir, cem her dem'dir. Dem gönülden gönüllere ve evrene uzanan bir muhabbettir. Dem tutmak, dem almak, dem'e durmak, geçmişi, şimdiyi ve geleceği yaşamak gibi, keyf ve çağ, devir ve zaman gibi, nefes almak ve nefes olmak gibi, hem zahir hem de batın pek çok anlamı içerir."

    ve ulaş özdemirin albümünden bir deyiş


    'Biz dem'leri derman bildik
    Özümüzü dem'le sildik
    Gördüğünüz hale geldik
    Bu dem bizi insan etti'


    başka yazılar ve yorumlar vardı ama emin olmadığımı yada yazanı belli olmayan birşeyi eklemek istemedim. peki canlar sizler nasıl biliyorsunuz???
     
  3. devran

    devran Yönetici

    Dem, Bâtınilikte,

    a) uyarıcıdan, yani pirden-mürşitten alınan bilgi; gönül bilgisi; b) kâmil insanın bilgisi-öğretme gücü olarak algılanan, tasavvufi sunumda pirin-mürşidin “söz-ses ve soluğunda” var olduğuna inanılan ruhsal güç; bu gücün-etkinin belirdiği an, zaman; c) “sıvı akıl” olarak algılanan içki-abıhayat; d) eril ilkeye özgü olarak algılanan ve dölleme gücü olduğu kabul edilen sperm ya da tasavvuf kültüründe, “benliğin yiyeceği”, anlamlarına gelir. Bu bağlamda “dem almak”, “kulak yoluyla eğitim almak” ya da “sıvı akıl” olarak algılanan içkiyi “üçleyerek içmek” biçiminde “inanç uygulamasına” taşınmıştır. Tanımların izinden inanç uygulamasına uzandığımızda “dem tutmak”, kâmil insanda var olduğuna inanılan tanrısal gücün belirme zamanı olarak algılanan; “Şah”, “Ya Şah”, “Hû”, “Ali’m”, “Haydar Haydar” vb. çağırma sözcüklerini, tek ya da toplu olarak söyleriz; “dem-i Hünkâr, dem-i Pir”, dediğimizde bunun gönüllere feyiz veren, gönülleri dirilten, insanı tanrısal varlık alanına çeken bir manevi güçle yüklü Pir’in sözü, sesi, soluğu biliriz.

    Demin Alevilikte her şeyden önce pirin-mürşidin, yani öğretmenin “bilgisi-bilinci” olduğu gerçeğini unutmamak gerekir: “Dem almanın” kulak yoluyla eğitim almak demek olduğunu anlatan “dem kulaktan içilir” etik özdeyişimizi unutmayalım. Yine Kızılbaşlığın “adama muhabbet-nura muhabbet-deme muhabbet” biçiminde dillendirilen etik üçlemesinde üçlemenin son ayağı “pirin-mürşidin” bilgisini-bilincini sevmek anlamına gelir.
    Bu nedenle “dem-i hizmet” dendiğinde, yola girenin kendisine verilen görevi, güler yüz ve gönül açıklığı ile yapması, anlaşılır.

    Açıktır ki Alevilikte bir “dem tapımı” vardır ve “dem geldi semahı” bunun kanıtı durumundadır: Dem geldi semahına kalkanlar, daire biçiminde halka olur. Ezgiye u***** kol ve ayak hareketleri başlar; hareketlerde müziğe uygunluk sağlanınca, sazlar hızlanır ve canlanma başlar.

    Her semahçı yanındaki ve karşısındaki arkadaşının hareketine uymak koşuluyla karşılama hareketlerine geçilir.

    Daha sonra sazlar tempo kazanır ve semahçılar coşar; halkanın ortasında bir semahçı da kendi başına döner; karşısına kim denk gelirse eşi o olur.
    Dem geldi semahı, bütün coşkusuyla devam ederken mürşit, ara sıra, “Aşk ile Allah!... Şah ile Allah!... Şah aşkına Allah!... ” sözleriyle “dem tutarak” cemdekileri heyecana getirir; onlar da mürşide eşlik eder. Coşku doruğa taşındığında, “can bedenin bilincinden, yani zincirlerinden kendini kurtarır”; tam da bu anda insanı bu dünyadan, öte dünyaya (tanrısal varlık alanı) götüren ruhani gücün “zuhur demi” belirmiş olur.

    Tapım kapsamında Alevilikte dem “akıl-bilgi-bilinç” olmanın ötesinde “her şeyi ölçen” anlamında “zaman”, yani “Hızır”dır. Kaynak kültürlerdeki “algı” bunun böyle olduğunu bize anlatır: Örneğin genelde Mazdaizmde özelde Zerdüştlükte dem anlamındaki “haoma”, gizil durumdaki tanrısal özün görünüşe taşınmasına aracılık eden kutsal bitki; bu bitkinin, sanrı yaratan özsuyunun inek sütüyle mayalanmasıyla elde edilen ve ayinlerde tüketilen kutsal içki; ölümsüzlük suyu, yaşam suyu, anlamlarına gelir. Zerdüşt’ün sorularını alıp Ahuramazda’ya götüren ve ikinci gün soruların yanıtlarını Zerdüşt’e getiren “aracı” tanrı da aynı adla anılır.

    Haoma içkisi ve aynı adla anılan Haoma tanrısı tasarımı, Hindistan’da Vedalar çağına bağlanan soma içkisi ve aynı adla anılan Soma tanrısı tasarımıyla büyük benzerlik gösterir: Bu benzerlik, Hint–Avrupalılar’a özgü ortak bir inancın varlığını kanıtlar niteliktedir. Hindistan’da vedalar çağında kullanımı yaygın olan, ölümü uzaklaştırdığına inanılan; bir ağacın ya da mantarın özsuyundan elde edilen, kimi törenlerde sunu ve saçı olarak tüketilen, tapım sırasında coşku yaratmak için rahiplerce içilen kutsal içki “soma” adını alır. Bu içkide bulunduğuna inanılan ve insanla kolayca iletişime girebilen tanrısal özün kimliklendirilmesiyle yaratılan, kutsal sıvı tanrısı da “soma” diye çağrılır.
    Zerdüşt ayinlerinde okunan “yasna” ya kutsal ölümsüzlük suyu olarak algılanan haoma sunumu eşlik ederdi. Kutsal ölümsüzlük suyu olmasının ötesinde Haoma, Zerdüşt ile Ahuramazda arasında, Zerdüşt’ten aldığı soruları götürüp bir gün sonra yanıtlarıyla birlikte dönen bir “elçi–tanrı” idi.

    Haoma aslında Mazdaizm döneminin bir ürünüydü. Zerdüşt önceleri O’nun yalnızca “elçi–tanrı” yönünü kabul etmiş, “kutsal içki” yönünü yadsımıştı. Ancak Arileri birleştirmek isteyen Zerdüşt, bu amacını gerçekleştirebilmek için sonraları haomanın bu yönünü de kabul etmek zorunda kaldı.

    İslamlık’taki Zemzem Suyu’na esin oluşturan haomanın çıkarıldığı aynı adlı bitki, bugün tür olarak ortadan kalkmış durumdadır. Latince adı Sercostema Winnileis olan haoma, Elburz dağları’nın etekleri ile Hazar Denizi kıyılarında yetişiyordu. Bu bitkinin meyvelerinden elde edilen sıvı inek sütüyle mayalandırılıp “yasna ayinleri”nde tüketilirdi. İçildiğinde ölümsüzlük verdiğine, ölümü uzak tuttuğuna inanılırdı; bu anlamda bir yaşam suyu, bir dirilik suyuydu.

    Genelde Mazdaizm’de, özelde Zerdüştlük’te haoma tasarımı, “animist” özellikler taşır: Animizm, doğadaki bütün varlıkların bir ruhu olduğunu, her varlığı bir ruhun yönettiğini ileri süren anlayışa/inanca verilen addır. Henüz ruh anlayışına ulaşamamış

    (alıntı)
    canlar çayı demlenmeden içeriz ya böyle sıcak su taı gelir ağzımıza işte dem almadan muhabbet eden insan ona benzer
    hani bide çay iyice oturur da rengini alır ağza alının ca bir hoşluk verir içtik çe içesi gelir insanın işte dem alıpta muhabbet eden insan da öyledir konuştuk ça konuşulası dinledikçe dinlenesi gelir insanın hiç bitmez sabah hiç gelmez gibidir.
    dem almak parkın bankına oturupta alkol almak değildir
    dolu verilirken ( bardağın içindeki demden kasıt) dua ile verilir verenin eline niyaz edilerek alınır
    öle kendin doldur kendin iç olmaz olmaz canlar
    hatamız varsa affola
     

Sayfayı Paylaş