Cem Vakfını Devlet Kurdurttu

Konu, 'Alevi Dernekleri ve vakıfları' kısmında DEMAN tarafından paylaşıldı.

  1. DEMAN

    DEMAN Daimi Üye

    Süleyman Demirel: Cem Vakfını İzzettin Doğan´a devlet kurdurttu

    [​IMG]


    Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan Eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yapığı bir sohbet sırasında Demirel´in 2 Temmuz 1993 katliamından sonra yükselen Alevi muhalefetinin Kürtlerle buluşmaması ve Alevilerin devletin güdümünden ayrılmaması için İzzettin Doğan´a toparlama görevi verildiğini, bu amaçla Cem Vakfının kurdurulduğunu söylediğini belirtti. Doğan, daha önce Tansu Çiller döneminde örtülü ödenekten yüklü miktarda para alması, ANAP´ın belediye başkanlıklarını kazandığı belediyelerden cemevleri için verilen arsaları satmasıyla gündeme gelmişti.
    Doğan, Cem Vakfı genel başkanı, Alevi Vakıfları Federasyonu onursal başkanı, Cem Radyo, Cem TV ve Habercem kurucusu. Önceki seçimlerde Alevileri MHP´ye oy vermeye davet etmesi, İstanbul´da yapılan büyük alevi mitingini, öncesini-sonrasını haber olarak bile vermezken aynı gün yapılan MHP kongresini canlı olarak yayınlaması ile dikkatleri üzerine çekmişti.

    Kısaca İzzettin Doğan: Atı olmayan kovboy

    Bir Alevi dedesi, Cem Vakfı Başkanı ve Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanı İzzettin Doğan aynı zamanda uluslararası hukuk profesörü bir akademisyen. Ne ilginçtir ki Doğan´ın yayınlanmış bir eseri dahi yok.Kimine göre pragmatik bir fırsatçı, ancak uzun yıllardan beri Alevi topluluğunu kapalı kapılar ardında sistemin içine çekmeye çalışan bir işbirlikçi. Mustafa Özcivan´ın sözleri bu açıdan önemli. Ve üstelik Doğan ailesinin Demirel ile geçmişi 1960´lı yıllara kadar uzanır.Doğan ailesinin ileri gelenleri kendilerini Hz Ali soyundan geldiğini iddia ederler. Malatya ve çevresinde cem törenleri düzenleyerek Alevi toplumunda sosyal statü elde etmeleriyle sivrilirler.Ailenin en önemli kişiliği İzzettin Doğan´ın babası Hüseyin Doğandır. 1950´de CHP´den milletvekili seçilerek Alevi kesimin tanıdığı isim haline gelir. Daha sonra CHP´den ayrılarak Demokrat Partiye geçer. Bu durum Alevi toplumunda hoş karşılanmaz, sert eleştirilere muhatap kalır. Bu eleştiriler feodal alevi toplumunda etkin olan sosyal dedelik statüsüyle savuşturmayı başarır.

    Demirel İle İlişkilerin Geçmişi

    1960 yılından sonra Demirel´in Adalet Partisine girerek birkaç dönem milletvekilliği yapar. Oğlu Doğan Doğan´ı da (İzzettin Doğan´ın abisi) Adalet partisi Malatya il başkanı olur.
    Milletvekilliği döneminde adından tek bahsettirdiği olay Alevi Birlik Partisi´nden 8 milletvekilini kopararak Adalet Partisi´ne transfer etmesidir. Bu sırada oğlu İzzettin Doğan İsviçre´de mastırını yaparak aralarında Galatasaray üniversitesinin de olduğu okullarda hukuk hocası olarak dersler vermeye başlar.
    Daha sonra Hüseyin Doğan geçirdiği bir kalp krizi sonucunda yerini oğlu İzzettin Doğan´a bırakarak vefat eder.Bu dönem Alevi topluluğu sosyo ekonomik ve iktisadi sebeplerden dolayı şehirlere akın ettiği dönemdir ve ülkede gelişen politik olaylardan dolayı askeri cuntaya doğru adım adım yaklaşılmaktadır.

    General Sunalp´ın Yakın Dostu

    12 eylül askeri darbesiyle Alevi, Kürt binlerce ilerici demokrat yurtsever işkence tezgahlarından geçirilir. Sokaklarda yargısız infazlar ve sivil faşist saldırılardan dolayı onlarca yurtseverin katledildiği karanlık günlerdir. Rejim için tehlike çanlarının çaldığı bu günlerde Alevi toplumun radikal sol ve yurtsever hareketi yoğun olarak desteklemesi sonucunda cuntacı generaller Milliyetçi Demokrat Partisine (MDP) kurarlar. Alevi halkın devrimci dinamizmi tasfiye edilmek için partinin kurucularında Alevilere de yer verilir. Bu kurucu ve yöneticiler içinde dikkat çeken bir isim vardır. İzzettin Doğan…Onu bu kadar etkin hale getiren sosyal etken babasının sisteme yaptığı hizmetler ve devlete Alevi burjuvazisinin sisteme nasıl çekileceği ve yoksul Alevilerin devrimci dinamizminin nasıl kırılıp tasfiye edileceğiyle ilgili verdiği seminerlerdir. Ve cunta tarafından verilen Alevi topluluğun temsilciliğini kabul eder. Ancak iki tarafta bu sefer yanılmıştır. Generaller toplumda istedikleri çıkışı yakalayamazlar. Bu ve sosyo psikolojik etkenlerden dolayı İzzettin Doğan´la, general Turgut Sunalp´ın yolları ayrılır.

    [​IMG]

    Fetullah Gülen´i bir filozof olarak görüyor

    Vatan Gazetesi´nin kendisiyle yaptığı röportajda: “Fethullah Hoca´yı tanırım. Saydığım bir insan. Onu İslam´la ilgilenen bir düşünür, bir filozof olarak görüyorum. Birkaç defa görüştük, konuştuk, kendisi geldi. Cemevlerinin yapımında olumlu bir katkısı vardır. Hatırlarsınız, yıllar önce ‘Camilerin yanında cemevleri de yapılmalı´ diye beyanat vermişti.” diyor.

    Alevi Burjuvazisi Siteme Entegre Ediliyor

    Alevilerin 1965´den sonra hızlı kentleşmesi toplumsal yapısında köklü dönüşümlere yol açar. Kırsal kesimden şehirlere gelen eğitim görmüş Alevilerinin sayısında büyük artış olur. Bu durum beraberinde cılız da olsa bir Alevi burjuvazisini ortaya çıkmasını sağlar. Sistemin katı islami din anlayışı sonucu bu kitleye bakışta tereddüt yaşanmasına sebep olur.Zamanla alevi küçük burjuvazisinin kendi yapısal olarak değiştirip faaliyet gösterdikleri iş kollarında holdingleşmeye başlamasıyla beraber (Süzer holding, Polat holding, Kkale kilit) sistemle ilişkilerinin yürütecek ve ona yardımcı olacak hem tüm siyasi bürokrasinin, hem de askeri bürokrasinin sorun çıkarmayacağı bir alevi entelektüeline ihtiyaç duyulur.Bu da Alevi toplumunda hukuk Profesörü kariyerine sahip olup kendini MDP´nin kurulmasında ispatlamış, yaptığı çalışmalarla devletin güvenin kazanarak bu misyonu yüklenecek olan İzzettin Doğan´dır. Fakat gerek Alevi burjuvazinin kendi içinden kurumsallaşmayı başaramaması, gerekse İzzettin Doğan´ın alternatifi bulunmaması sonucu pragmatik davranması bu süreçte kısmen tıkanmış olsa da Alevi burjuvazisi sisteme entegrasyonu sağlamıştır. Hatta Alevi burjuvazisi sistem tarafından teşvik kredileri, faizsiz verilen banka kredileriyle desteklenip gelişmesi de sağlanmıştır.

    Cem Vakfının Rant Aracına Dönüşmesi

    Tarih 2 temmuz 1993 binlerce ilerici alevi Sivas´ta Pir Sultan şenliklerinde buluşur. Düzenlenen bu şenliğe devlet destekli gerici faşistlerin saldırması sonucu 33 muhalif aydın yakılarak öldürülür. Sistem bu katliamla birbirinden değerli aydınları katlederek Türkiye´de gelişmeye başlayan aydın olgusunun halkçılaşmasını tasfiye etmiştir. Bu katliamdan sonra neo faşist ve islamcı tehdide karşı Alevi topluluğu hızla dernekler, vakıflar etrafında örgütlenmeye başlar.Bu durum karşısında devlet yeniden İzzettin Doğan faktörünü devreye sokar. Doğan´ın bu süreçte devreye girmesi oldukça önemlidir.2 temmuz katliamından sonra hızla örgütlenen alevi toplumun dernekler ve vakıflar vasıtasıyla haklı isteklerini sistemin kurum ve kuruluşlarıyla göğüslemek yerine Cem Vakfı üzerinden karşılar. İlk önce sorun ve talepleri öne süren kurumlar arası çelişkinin çıkmasını sağlayıp Cem Vakfı´yla bunu derinleştirir. Bu haklı taleplerin dile getirilme sürecini Cem Vakfı´nın çıkardığı polemiklerle gündemden düşürerek toplum içinde etkisini yitirmesini sağlamıştır.

    İzzettin Doğan´a Örtülü Ödenekten Para

    DYP ve SHP hükümetinin iktidarı döneminde Tansu Çiller Alevi toplumun oylarının alabilmek ve Cem Vakfı´nın gelişmesini sağlamak amacıyla örtülü ödenekten yüklü miktarda para aktarır. Devletin bu desteği Tansu Çiller´le sınırlı kalmaz. Yapılan bu yardımlarla Cem Vakfı güçlendirilip çekim merkezi yapılmak istenir. İzzettin Doğan´ı destekleyen tek siyasetçi Tansu Çiller değildir. Mesut Yılmaz zamanında ANAP´ın belediye başkanlıklarını kazandığı belediyelerden arsalar vererek sözde cemevlerine taksim edilir. Elbette bunlar İzzettin Doğan ve ekibi tarafından sonra birer birer elden çıkarılarak satılır.Süleyman Demirel´in o dönemdeki Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan´a ‘´İzzettin Doğan´a cemevini biz kurdurduk´´ sözleri aslında bilinen bu gerçeğin resmi olarak itirafı anlamında önemlidir.

    Maraş´ın Katili Musa Serdar Çelebiyle Kol Kola

    Musa Serdar Çelebi ismi 1980 yılları yaşamış çoğu devrimci ve yurtsever için tanıdık gelecektir.Maraş katliamı mimarlarından olduğu daha sonra ispatlanan beş kişiden biri Musa Serdar Çelebi´dir. Musa Serdar Çelebi´nin icraatları bununla da sınırlı kalmaz. MİT´in görevlendirmesiyle 1980 sonrası Avrupa´da Kürtlere karşı gerçekleştirilen bütün saldırılarda onun ve başkanı olduğu Avrupa Türk Federasyonun izi vardır.Musa Serdar Çelebi ve İzzettin Doğan´ın yolları ise Avrupa Cem Vakfı´nın düzenlediği cemde kesişir. Çelebi´nin İzzettin Doğan tarafından davet edilmesi cem törenine katılan diğer alevi kurumlarınca protesto edilince töreni terk etmesiyle açığa çıkar. Olayın açığa çıkmasından sonra alevi kurumların tepki göstermesi üzerine Tempo dergisine verdiği röportajında İzzettin Doğan şunları söyler:‘´Bu soruda ısrarlısınız: ´80 öncesi bir katliama karışmış biriyle nasıl el sıkışırsınız´, demek istiyorsunuz. 80′den bu yana kaç sene geçti? 28 yıl değil mi? Bu muhterem zatın, o tarihlerde ne yaptığını da bilmiyorum. Siz söylüyorsunuz. 2002-2003′ten sonra bu arkadaşı tanıdım. Tanıdığım dönemdeki konuşmalarını, ben olumlu bir yaklaşım olarak gördüm. Almanya´da çalıştığını, Alevi-Sünni ayrımının kaldırılmasının doğru olacağını, çünkü orada herkesin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü söylüyor. Bunun dışında, öyle uzunlamasına, derinlemesine bir olay gelişmemiş. Otuz sene önce katildi! Olabilir. İnsanlar affediliyor.´´İzzettin Doğan´ın bir tek görüştüğü ülkücü faşist Musa Serdar Çelebi değildir. Son zamanlarda alevi Türk İslam sentezinin savunucusu Namık Kemal Zeybek´te bunlardan biridir.

    İzzettin Doğan Tasfiye Hareketi

    İzzettin Doğan´ın devletle karanlık ilişkileri zamanla deşifre olması sonucunda Alevi kurum ve kuruluşları Cem Vakfı dışında kurumlar oluşturup taleplerini yüksek sesle dile getirmeye başlayınca İzzettin Doğan faktörü yineden ortaya sürülür. Bu haklı taleplerin pasifsize edilmesi için Doğan sürekli Alevi kurumlarını polemik içine çekerek bir tasfiye hareketi başlatır.Alevi örgütleri ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın´ diyerek radikal çıkışlar yaparken, İzzetin Doğan ‘Diyanette bizlerde temsil edilelim´ diyerek farkını ortaya koymuştur.
    Alevi örgütleri zorunlu din dersleri kaldırılmasını gündeme getirirken, İzzettin Doğan ‘Alevilik ders olarak okutulsun´ der.
    Alevi örgütleri ‘devlet inançlar için para harcamasın´ derken, Doğan Alevilere bütçeden pay ayrılmasını öne sürer.
    Alevi örgütleri ‘Alevilik sistem tarafından tanınsın, Cemevleri yasal statüye kavuşsun´ derken Doğan sessizce dinler.
    Doğan, çatışmalarda yaşamını yitiren yurtsever Alevi devrimcilerin cenazelerin Cemevleri´nden kaldırılmasına şiddetle karşı çıkar.2 temmuz Madımak Oteli önündeki anmalar karşı çıkar kimseyi göndermez. Olay gündeme geldiğinde sürekli Pir Sultan Derneği ve Aziz Nesini suçlar ama önceki yıl ki törenlere katılır. Ve Madımak Oteli müze olsun der.


    İzzettin Doğan ve Sol Parti Çalışmaları

    İzzettin Doğan portesini canlı ve dinamik tutan etken siyasi ve bürokrasinin ona verdiği destek ve imtiyazdır. İzzettin Doğan´ın dışında da Alevi kurumların siyasi bürokrasiyi etkilemeye yönelik çalışmalar yapmasından en çok rahatsız olacak insan kuskusuz ki İzzettin Doğan´dır.Fakat etkisini Alevi toplumda gün geçtikçe yitirmesi ve misyonun deşifre olmasından dolayı her sistemin sınırsız destek verdiği figürler de zamanla yok olmaya muhtaçtır. Ve anılırken Alevilere verdiklerinden çok bu topluluktan neler götürdükleri gündeme gelirler. Bir toplumun asimilasyonu için ahlak kurallarını dahi ayaklar altına almaktan çekinmeyen İzzettin Doğan artık çöküş ve tasfiye sürecine girmiştir.

    Haber: Fuat Doğansoy

    Süleyman Demirel: Cem Vakfını İzzettin Doğan´a devlet kurdurttu İzzettin-Doğan – Cafrande Kültür Sanat ve Hayat
     
  2. DEMAN

    DEMAN Daimi Üye

    Sn. Mustafa Özcivan a bulundugu bu önemli ihbardan dolayi tesekkürlerimi arz ediyorum, bu asimilasyon kurumunu kuran ve kurdurtanlari ise siddetle kiniyorum...
     
  3. yondem

    yondem Aktif Üye

    insan sormaz mı ey deman can sen alevilik için ne yaptın diye? ben ne cem tv ne de türevlerini politik yaklaşımından ötürü kendime yakın bulmadığımdan takip etmiyorum. gelgelelim tüm alevilerin benim gibi düşünmesini bekleyemem. illa sosyalist ruhlu mu olmak gerekiyor? çamur at izi kalsın. referansa bak süleyman demirel. o değil midir halkların anasını ağlatan. siiyasi yaklaşımını eleştir ama yola hizmetine gelince orada dur deman can orada dur. o derneğin yaptırdığı cem evlerinde cem ediyoruz şu anda biz. bilmiyorum gerçi sana bu kavramlar tanıdık geliyor mu: cem, semah, düvaz???
     
  4. DEMAN

    DEMAN Daimi Üye

    Sevgili yondem can, ben Alevilik icin hicbirsey yapmamis olabilirim, ama sen ne yaptin simdiye kadar?
    Ben hicdegilse Alevilige zarar verenleri desifre ediyorum, sense onlari korumakla mükellef gibi görünüyorsun...

    Iste sana, sn. KAZIM Engin tarafindan kaleme alinmis, sevgili izzetmullah hocaefendinle ilgili cok anlamli bir yazi...


    ÜÇ KOLDAN ASİMİLASYON VE CELLATLARIMIZ !

    2007 yılı itibarı ile ülkemiz yeni bir sürece ve bu sürecin çok önemli bir dönemecine girmiş bulunuyor. Devletin,AKP'nin ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevi politikası giderek netleşti ve yıllarca sinsi ve gizli bir şekilde yürütülen plan 2007 yılında iyice açığa çıktı.

    Bilindiği gibi Alevilik ülkemizde anayasal ve yasal bir kimlik olarak tanınmıyor. Devletin genel politikası tek inanç olarak sünnilik üzerine kurulmuş durumdadır. Zorunlu din dersleri adı altında asimilasyon daha küçük yaşlardan okul marifetiyle uygulanıyor. gerek belediyeler kanununda, gerek imar kanununda gerekse köy kanununda Alevi inancının yaşandığı yerler olan Cem evleri ile ilgili hiç bir yasal düzenleme yapılmamaktadır. Yani bazıları görkemli ve devasa yapılar olan Cem evlerimiz maalesef hukuken gecekondu statüsündedir. Yapılması , kullanılması tamamen yöneticilerin insafına ve icazetine kalan Cem evlerimiz Alevilerin kültür ve inanç merkezi olarak yasal bir şekilde adlandırılmadıkça bu " yasadışılık" devam edecek gibi görünüyor. Her ne kadar bazı belediyeler arsa verip, bazıları da yapımına ve tefrişine katkı koysalar da sonuçta hep "kültür" bab'ından yardım etmekteler ve kayıtlarına da öyle geçmektedir.

    Devletin asimilasyon politikaları yeni değil elbette. Ama 1993 Sivas Madımak katliamından sonra asimilasyon özel bir önem ve hız kazandı. Yaşanan kitleselleşmeye ve dernekleşmeye paralel olarak karşı politikalar da gecikmeden devreye sokuldu. Bir yandan farklı örgütlenmeler yaratıldı , ve asimilasyon bunların aracılığı ile ince ince uygulamaya konuldu. Aslında bu plan 1989 yılında "meşhur ABANT GÖLÜ" toplantısında atılmıştı. O zaman Almanya Alevi Federasyonu Dedeler Kurulu Başkanı sayın Derviş Tur idi. Bu toplantıya "O" da katılmıştı. 2000'e doğru adlı dergide bu toplantı ile ilgili yazıları okumuştuk. Kimlerin katıldığını ve o toplantıda ne gibi kararlara imzalar atılıdığını en iyi bilenlerdendir. Ama gelişen süreçte dikkat ettiğim kadarı ile Derviş dede örgütlenmeden daha çok "ERKANNAME" adlı eserinin hazırlığı ile uğraştı. Faydalı bir eser olduğuna kuşku duymadığım yoğun emek ürünü bir çalışma ortaya koydu, iyi de etti bence. Bu toplantıda dikkatli gözlerden başka kimsenin umurunda olmadı, unutuldu, unutturuldu...Daha sonraki MGK kararlarına da yansıyan sonuçlarını yine dikkatli gözler görebildi! Bu planın 1. dönemi idi.

    Sivas katliamından bir -iki yıl sonra sayın İzzettin Doğan'dan bizzat dinlediğim politikaya göre 15 yıllık bir plan sözkonusu idi.( Abant toplantısını sayarsak 25 yıllık bir plan oluyor ! ) Bu plana göre önce "DEDE" ler bir araya getirilecek, ki bu 1. ve 2. inanç önderleri kurulu ile gerçekleşti. Ardından Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı adlı gayri resmi "Alevi Diyaneti" oluşturuldu. Devlet bu kuruluşu resmen tanımadı ama Cem evlerinde olduğu gibi gayri resmi olarak göz yumdu. Hatta bu kuruluşu maddi ve manevi olarak destekledi. Sonra Alevi Vakıflar Federasyonu adı altında aynı paraleldeki kuruluşlar bir araya getirildi. Bu Federasyona ve Cem Vakfına bağlı olan İstanbulda ve Anadolu'nun başka yerlerindeki bazı Cem evlerine gayri resmi Kur'an kursları açıldı. Buralarda yapılan dede yetiştirme sertifika programında "uzman" adı altında Diyanet'ten görevli kişiler de bulundu ! Böylece bir çok Cem evinde (Pir Sultan Abdal Dernekleri- Hacı Bektaş Veli Dernekleri'ne ait Cem evleri de dahil !) görev yapan dedeler Cem Vakfından Diyanet gözetiminde yetiştirilen sertifikalı dedelerden oluştu. Dedelik eğitim programında yer alan "uzman"lar kimdi? resmi sıfatları neydi? henüz bu soru açıklığa kavuşmuş değil ! Pir Abdal Musa'yı anma törenlerinde yapılan etkinlikler Türk-İslam sentezi çalışmalarının Alevi versiyonunu ve yapılan işbirliğinin somut sonuçlarını göstermesi açısından ilginç ve ibret verici idi. Artık boynunda "bozkurt" kolyeli gençler, Cem Vakfı görevlileri ile birlikte diğer Alevi derneklerinin kurdukları standları dağıtıyor ve dernek üyelerine fiili saldırılar yapıyorlardı. Bir yandan bunlar olurken bir yandan da Ulu Pir'in makamında, mezarının başında Menzil tarikatı üyeleri toplu namaz kılma eylemi yapıyor, dergahı ziyarete gelenleri adeta tahrik ediyorlardı. Yine yakalarında Cem Vakfı görevli yazan bir takım kişiler tarafından da korunuyorlardı. Bir Mevlevi Tarikatı semazeni de Pir'in mezarı başında Mevlevi semaı dönerek ziyaretçileri hayretler içerisinde bırakıyordu. Yapılan panellerde diğer kurumlara, yöneticilerine sövülüp sayılıyor ve Türk-islam sentezinin akıl hocaları toplantılarda, , türbanlı ve bozkurt kolyeli milletvekilleri de kürsülerde "Tanrı Dağı kadar Türk ve Hira Dağı kadar Müslüman" olduklarını haykırıyorlardı.

    Bu da yetmiyormuş gibi MHP'nin ideologlarından Namık Kemal Zeybek, Ankara'da yapılan sözüm ona "Cem töreninde" baş konuşmacı olarak yer alıyor, M. Ali Ağca'nın ve Abdullah Çatlı'nın yakın arkadaşı Ülkü ocakları Avrupa sorumlusu Musa Serdar Çelebi de en önemli konuklar arasında sayın İzzettin Doğan'ın misafiri olarak oturuyordu.

    2007 ye kadar gelinen süreçte ana başlıkları ile işte bunlar oldu. Devlet -Diyanet ve Cem Vakfı işbirliği ile asimilasyon "İNANÇ" ayağından şekillenmeye başlamış ve epeyce yol alınmıştı. Gerek Türkiye'deki ABF'nin gerekse Avrupa'daki AABK'nin Dedelik Kurumu ve bilim -araştırma kurulu konusundaki aymaz ve sorumsuz tutumları; aslında Cem Vakfına ve asimilasyoncu politikalara sıcak bakmayan Dedeleri tabir caizse ortada bıraktı. Bu arkadaşlar için politika daha öncelikli olduğundan toplum elden gidiyormuş, Kur'an kursları açılıyormuş, bu kurslarda ya da din derslerinde verilen bilgilerle erkek çocuklar "na mahrem" diyerek annelerine dahi sarılamaz olmuşlar 2. derecede önemli olaylardı. Kendimizi kandırmayalım, bu gün gelinen noktada Devletin-Diyanetin rolü ve sorumluluğu ne ise, duyarlı davranmayıp ne kadar nitelikli olurlarsa olsunlar sadece görüntü yaratan bir iki dede ile vaziyeti kurtarmaya çalışan yöneticilerin de sorumluluğu aynı derecededir!

    Yıllardır ABF'de ve bağlı derneklerde, çeşitli platformlarda söylediklerimiz havaya gitti! Türkiye ABF'de bir Dedeler Kurulu dahi oluşturulamadı yada oluşturulmadı ! Alevilerin Cem - Cenaze ihtiyaçlarını karşılayacak , bilgili eğitimli az sayıda dahi olsa "dede"yetiştirilemedi-yetiştirilmedi. Gönüllü olduğumuz halde görev verilmedi,GYK toplantılarında bu acil toplumsal ihtiyaç, yönetimlerce dikkate alınmadı ve alttan alta toplum Cem Vakfı'na ve onların "sertifikalı dedelerine" teslim edildi!

    Muharrem ayında gördük ki Alevi- İslam adı altında uygulanan asimilasyon planının son evresine girilmiştir. Bu evrede Cem evlerine resmi Kur'an Kursları açılacaktır. Bir kişinin yeşil ya da gri pasaport alabilmesinin ön koşulları yasada bellidir. Diyanete kadrolu olarak alınan dedeler de ortaya çıkmış ve kendilerine "GRİ" pasaport verilerek resmi yoldan ve vizesiz Almanya'ya gönderilmiştir. Devletin resmen tanımadığı bir kurumun dedelerine gri pasaport vererek yurt dışına "Din Görevlisi " adı altında göndermesi bu politikanın değiştiğinin ayrı bir işaretidir. Demek ki her ne kadar açıklanmasa da; ya Devlet Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nı tanıyor , ya da bu "dedeler" tanınmasalar dahi Diyanet veya devlet "dedesi" olmayı içine sindirmişler anlaşılan. Başbakan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı İzmir ziyaretinde bakanlarına talimat vererek "sertifikalı dedeler" ile görüşülmesi de politika değişikliğinin işaretidir. Her ne kadar sayın İzzettin Doğan Başbakan'ın kendisine randevu vermemesinden şikayetçi oluyorsa da sonuçta gelinen nokta muhabbetlerini göstermesi bakımından da ibret vericidir! Peki bu durumu halk içine sindirecek mi onu da göreceğiz tabii ki !

    Muharremin 10 . günü Küçükçekmece'deki Garip Dede türbesinden Fetullah Hoca'ya ait Samanyolu Tv tam da Camilerde yapılan kandilleri aratmayan bir naklen yayın gerçekleştirdi. Tek istisnası bir iki kişinin bağlama çalıp deyiş ve mersiye okuması dışında her şey tam bir kandil gecesine benzetilmişti ! Naklen yayını yapan Fetullah'ın televizyonu, yaptıran Alevi Vakıflar Federasyonu alın size kültürler arası diyalog!

    Bundan sonra artık gelsin Alevi İmam Hatipler ve Alevi İlahiyatlar. Nasılsa karşı çıkanı aforoz edecek bir "Din Hizmetleri Başkanlığı" da var ! Bir eli "devlette", bir eli "Diyanet'te", bir eli "Fetullah'ta", bir eli " bozkurtlarda" bir sistem Alevilerin başına ucube gibi çökmüş durumdadır!

    HIZIR YARDIMCIMIZ OLSUN !

    11.02.2007

    KAZIM ENGİN

    (Kureyşan Ocağı)
     
  5. yondem

    yondem Aktif Üye

    ben inancıma bakarım abi. inanca siyaset karıştırmam. isteyen istediği ideolojiyi savunabilir. benim için önemli olan insanlarımın inanç yükümlülüklerini özgürce yerine getirip getiremediği, devletin sosyal devletin bir yükümlülüğü olarak gerekli gereksinimleri bu doğrultuda karşılayıp karşılamadığı, insanlarımın sosyal hayatta bir ayrımcılığa tabi tutulup tutulmadığıdır. ben psdakin bile siyasi içerikli eylem ve mitinglere katılmasını doğru bulmuyorum. nazım hikmeti anma törenlerine mensubu bulunduğum siyasi parti organizasyonu içinde yahut arkadaşlarımla yahut üyesi bulunduğum siyasi dernek veya topluluklarla katılıyorum. ne işi var inancımın siyasetin merkezinde? zulme karşıyız. evet. ama bu hayde tüm cem evi toplanın eyleme gidiyoruz şeklinde olamaz. gidersin bireysel yada aynı görüşteki arkadaşlarınla ocaklardan bağımsız, vicdanının sesini dinleyip gereğini, eylemini yaparsın. böyle aleviliği siyasi anlamda bir şekle oturtmak, ve mevcut oluşturduğun düzende senin gibi düşünmeyene tukaka, yozlaşık, dejenere demek saçma, mantıksız, demokrat değil, hümanist değil, laikliğe aykırı... say artık sen bundan sonrasını.
    hem ben alevilik için niyaz ediyorum, ceme iştirak ediyorum en azından. halkımla bir arada olduğumdan daha realist bakabiliyorum olaylara. ya sen abicim?
    hızır yoldaşın olsun.
     

Sayfayı Paylaş