ALEVİ İSLAM'IN KIRK ŞARTI

Konu, 'Alevilik Genel' kısmında ozani tarafından paylaşıldı.

  1. ozani

    ozani Üye

    Kayıt:
    15 Aralık 2006
    Mesajlar:
    18
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Tasavvuf ilminden ve tarik-i müstakim felsefesinden haberdar olmayan kişiler, halen bizden "beş şartın" hesabını sormaktadırlar. Aleviliğin bugün içerisinde düştüğü boşluğun hesabı ise, yasak ve baskılarla bizleri inancımızı özgürce yaşamaktan mahrum bırakıp, asimile etmeğe çalışan ve Atatürk Cumhuriyeti'nin sindirdiği azgın irticayı hortlatan gelmiş-geçmiş iktidarlardan sorulmalıdır

    Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar tüm peygamberlere gelen ilahi emir aynıdır. İnsanlar, birbirinin hakkına tecavüz etmeden gönül kırıp can incitmeden, zina yapıp nesile zarar vermeden, adam öldürüp katil olmadan, tabiatın güzelliğini bozmadan, şeytani fiillerden uzak, sevgi ve saygı dolu güzel, mutlu bir yaşam sürdürmelidir.

    Şeriat kapısında beş şart daha vardır ki kul ile kul arasındadır. Kişi, eline sahip olmayınca, hırsızlık yapar, birini öldürür, eksik tartıp kul hakkı yer.Diline sahip olmazsa yalan söyler, iftira eder. Beline sahip olmaz ise zina yapıp neslini kirletir. Eşine sadık olmazsa aile düzenini bozar. İşine sadık olmazsa birbirlerine maddi manevi zararı olabilir.

    Her sohbette, yeni kuşak insanlarımızın sorduğu ilk soru: "Madem biz de islam isek, neden İslam'ın beş şartını neden yerine getirmiyoruz ?"

    Genç kuşaklar bu soruyu sormakta bir yandan haklı bir yandan da haksızdır. Haklıdır çünkü; ailesi tarafından bu konuda

    aydınlatılmamıştır. Haksızdır çünkü; bizler bu konuda çok yazdık ve çok konuştuk.Demek ki, insanlarımız konuya ciddi bir şekilde eğilip okumuyorlar, dinlemiyorlar.

    Soruya cevap veren birçok eser piyasada mevcut ama, biz sohbetlerimizde anlattığımız özeti burada yineleyelim.

    İnsanları mutluluğa götüren "ahlaksal" yaşamın öğretisine "din" adı verildi.

    Allah'ın katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık, haset ve

    hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler." ali İmran Suresi'nin 3/19 ayetinde din ve dini, hasetlerine alet edip ihtilaf yaratanlar böylece tarif edilirken; İsra Suresi 17/77 ayetinde de: "Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda değişme bulamazsın."

    İlahi emir açık... Hz.Adem'den Hatem Peygamber Hz. Muhammed'e kadar tüm peygamber ve nebilere gelen ilahi emir aynıdır.

    İlahi emirden maksat : İnsanlar, birbirinin hakkına tecavüz etmeden gönül kırıp can incitmeden, zina yapıp nesle zarar vermeden, adam öldürüp katil olmadan, tabiatın güzelliğini bozmadan v.s. şeytani fiillerden uzak; sevgi ve saygı yoluyla güzel ve mutlu bir yaşam sürdürmelidir Ne yazık ki, bu erdemli yaşam kimler tarafından gündeme getirilmiş ise, karşısına bir yol azgını dikilip Tanrı dostu zatın ve taraftarlarının canına okumuştur.

    "Ben, ahlakın en güzelini tamamlamak üzere gönderidim." diyen Hz. Muhammed de böylesi bir mücadele ile "karanlık çağ"ı aydınlığa çıkarmaya kalkışınca karşısında bir sürü yol azgını buldu... Azgınların şerrinden kurtulmak amacıyla, Mekke'den kaçıp Medine'ye hicret etti. Medineliler, Hz. Muhammed'in getirmek istediği erdemli yolu benimseyince Hz. Muhammed, Medine'de kırk kişiden bir "yaren meclisi" oluşturdu.Bu meclise "kırklar meclisi" denildi.Kırklar Meclisinde, ilahi emir doğrultusunda, insanoğlunu kemalete götürecek olan "yol"a dört kademeli bir sistem koydu. Bu dört kademeli sisteme "dört kapı" adı verildi.Yani:

    "Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat." Her kapının yaşanabilmesi için "on şart" konuldu.Böylece islam'ı yaşayıp kamil insan olabilmenin şartı "kırk" oldu. İslamın bu temel şartlarına,kısaca "Dört Kapı, Kırk Makam" düsturu denildi.

    İyi de, nasıl oldu da İslam'ın kırk şartı "beş"e indirildi, sebep neydi ?Tarihi yönleriyle konuya açıklık getirmeye çalışalım.

    Hz. Peygamber, vefatına yakın günlerde eshabı "Gadiru Hum" denilen yerde toplayıp vasiyet etti. Hz. Ali vasi tayin edip ümmetine "iki emanet" bıraktığını söyledi: Kur'an ve Ehl-i Beyt.

    Son dönemlerini yaşarken gördü ki yaptığı vasiyet unutulmuş."Bana kağıt kalem getirin, size yazılı vasiyet bırakayım." dediğinde, Hattap Oğlu Ömer karşı çıktı."Resulullah sayıklıyor, yazacağı belge mutber olmaz" deyince Hz. Peygamber dışarı çıkmalarını söyledi. (1)

    Bu riyakar grup Hz. Peygamber'in cenaze hizmetinde dahi bulunmadan, kendi arzuları doğrultusunda halife tayin edip Hz.

    Resul'ün vasiyetini hiçe saydılar.Ali İmran Suresi 19. ayetinin ikinci cümlesinde bahsedilen "azgınlık, haset, hak tanımazlık" o gün başlatılmış oldu. Başlangıcın sonunda Hz. Peygamber'in bıraktığı değerli "iki emanet", riyakar azgınlar tarafından kanlı katliamlarla Kerbela çölünün kızgın kumlarına gömülmüş oldu.Bu azgınlığın hasetin ve hak tanımazlığın altında yatan sebep. Hz. Peygamber tarafından dört kapı kırk makam ilkesi ile insanların yaşamına sokulmak istenen ahlaksal yaşamın engellenmesi idi.

    Çünkü ahlaksal yaşam hayata geçince, azgınların saltanat ve sömürüleri sürülemez olacaktı.Ayrıca Kerbela Çölünde talan edilen Ehl-i Beyt çadırlarında Hz. Ali'ye ait el yazması Kur'anı Kerim ve İslam'a ışık tutacak birçok belge yakılıp yok edilmiştir.

    Azgın güruhun hükümdarının haseti sönmemiş ki, seksen yıl Hz. Ali'ye ve eshabına küfredilmeye devam edilmiş ve Ehl-i Beyt'in üzerinde kanlı katliamlar eksik olmamıştır.(2) İslam'ın şartını "beş" olarak kabul edip geriye kalan 35 şartı görmezlikten gelen ve böylece de müslüman olduklaırnı söyleyenler, 14. asırdan beri ilahi emirin dışladığı azgınlık/hak/haset tanımamazlıklarına devam ederek,kul hakkı yiyip insan yakmaya devam ettiler.Hesap sorulduğunda da "ben hesabımı Allah'a veririm" deyip işin içinden sıyrıldılar...

    Böylesi bir müslümanlığın kabul ettiği savm-salat-hac-zekat ve kelime-i şahadet şartları.Allah ile kul arasında hesabı görülecek şartlardır. Kişi, bu şartları yerine getirmez veya getiremez ise, bunun zararı da karı da kişinin kendisine aittir. Fakat şeriat kapısında beş şart daha vardır ki bu şartlar, kul ile kul arasını ilgilendiren şartlardır.Eline, diline, beline sahip, eşine ve işine sadık olmak.

    Şöyleki: kişi eline sahip olmayınca, hırsızlık yapar, birini döver veya öldürür.Eksik tartıp eksik ölçerek kul hakkı yer.Diline sahip olmazsa yalan söyler, gıybet edip iftira atar.Beline sahip olmaz ise, zina yapıp insan neslini kirletir. Eşine sadık olmazsa aile düzenini bozup sosyal yaşama zarar verir. İşine sadık olmazsa birbirlerine maddi manevi zararı olabilir.

    Dört kapı'nın İlki olan şeriat kapısında yaşanılması öngörülen, kul hakkı ile ilgili bu beş şartı reddedip, nefsinin aşırı istekleri doğrultusunda, sorunmsuzca yaşayarak ibadeti adet haline, adetleri de ibadet haline getirmek, gaflet ve delalettir.(3)

    İslamda, ahlaki erdemleri eğitim ve öğretim sistemi olan, "Dört Kapı Kırk Makam"sistemine zahiri sistemden bir örnek;

    İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite okullarının şartlarını yerine getirip derslerinde başarı sağlamayan bir kişi nasıl ki branşında yetkili bir belgeye sahip olamıyor ise erdemler manzumesinin eğitim ve öğretim sistemi olan "dört kapı kırk makam" sisteminde de aranılan şartları yerine getirmeyen kişiye "kemalet" derecesi verilme- mektedir. Kemalete ermeyen kişi de, "en güzel şekilde yaratıldığı halde bu sıfatını muhafaza edemediğinden dolayı" düşkünlerin en düşüğüne / Aşağıların en aşağısına çevrilip atılacağı Ulu tanrı tarafından ikaz edilmektedir.(4)

    Diğer bir örnek : Tüm inanç sahipleri, mensup oldukları ibadethanelerine (Cami, Kilise, Havra, Sinegog vb.) gidip, ibadet usulüne uyarak ibadetini yapıp gider.İbadeti yöneten din görevlisi, bu insanlara: "Küsülü iseniz barışmadan kul hakkı yemişseniz ödemeden, gönül kırmışsanız o gönülü kazanmadan ibadete katılamazsınız" diye bir şartta bulunamaz... Kişiler, küsülü girdikleri mabetten gene küsülü, kul hakkının yükü ile girmiş ise kul hakkının yükü ile çıkıp giderler.

    Hal bu ise, Muhammed-Ali'nin Kırklar Meclisi'ndeki ibadet süreğinin takipçisi olan "Aleviler" ibadet için bir araya geldikleri mütavazi mekanlarda, azgınların şerrinden gizlenerek, sorunlarını halletmiş. Hakime, savcıya, yalancı şahide, polise ve jandarmaya iş bırakmamış, küsülü olanlarını barıştırmış, yalancıya ve talancıya kapısını kapatıp yiyeceğini dualarla, semalarla yiyip içmiş.

    Kuar'an'ın Fetih Suresi 48/10 ve 18 ayetleri gereğince"el ele, el Hakk!a" katarında ikrar-bend olarak aşk beldesini aşıp "vahdet-i vücud" olmağa çalışmıştır. Bu düstur içerisinde ibadetini yapan Alevi-Bektaşiler, evliyalar, Hakk aşıkı ozanlar, düşünür ve mutasavvuflar yetiştirmişlerdir. Yetiştirilen bu Hakk erenlerin türbeleri ziyaret edilerek, Hakk erenlerin yüzsuyu hürmetine Tanrıdan aff-ı mağfiret dileniyor.Gene bu Hakk erenlerin özdeyişleri, günümüz ilim adamlarına meşale olup ışık tutuyor. İşte, diğer inananlarla Aleviler arasındaki fark budur.

    Tasavvuf ilminden ve tarık-i müstakim felsefesinden nasip almamış kişiler, halen bizden "beş şartın" hesabını sormaktadırlar. Aleviliğin bugün içerisinde düştüğü boşluğun hesabı ise, yasak ve baskılarla bizleri inancımızı özgürce yaşamaktan mahrum bırakıp, asimile etmeğe çalışan ve Atatürk Cumhuriyeti'nin sindirdiği azgın irticayı hortlatan gelmiş-geçmiş iktidarlardan sorulmalıdır.

    YAKARIŞ

    KARANLIĞIN DEFTERİNİ "SEN" DÜRDÜN

    İLİM VERDİN VERDİN İNSANLIĞA HÜNKAR'IM

    MUHAMMED-ALİ'NİN YOLUNU SÜRDÜN

    KIRKLARIN CEMİNİ KURDUN HÜNKAR'IM



    DERGAHINDA İLİM İRFAN AÇILDI

    DÖRT KAPIYLA KIRK MAKAMDAN GEÇİLDİ

    KITADAN KITAYA "IŞIK" SAÇILDI

    EDEBİ ERKANI YAYDIN HÜNKAR'IM



    DÖRT KİTABIN DÖRDÜNÜ DE BİLDİRDİN

    PASLI GÖNÜLLERİN PASIN SİLDİRDİN

    GÖNÜL RAHATLATIP, YÜZLER GÜLDÜRDÜN

    GÖNÜLLERE YAŞAM VERDİN HÜNKAR'IM



    YETİŞTİRDİN NİCE ERLER ERENLER

    AŞIK OLDU ERKANINI GÖRENLER

    HAKK'A YETTİ İKRARINI BİLENLER

    "EL ELE EL HAKK'A DEDİN HÜNKAR'IM



    ZATINI ÖĞRENDİK HAKK ERENLERDEN

    YOLUNA BAŞ KOYUP HAK BİLENLERDEN

    "YOZ" NESİL TÜREDİ SON GELENLERDEN

    HAKK VERSİN BU DERDE DERMAN HÜNKAR'IM



    YOZ NESİL ÖNÜMÜZ KLESTİ, ÇOK FENA

    ERDEMDEN Bİ-NASİP YOZLUKTAN YANA

    GÖNÜL ALEMİ BOŞ, GAM VERİR CANA

    YOLUNU YOZLUKTAN KURTAR HÜNKAR'IM



    FETHİ KEDERİNİ KISA SÖYLEDİ

    GÖRDÜĞÜ ORTAMI BEYAN EYLEDİ

    YOL BİLMEZLER BAKIN BİZE NEYLDİ

    SONUMUZ HAYROLA PİR'İM HÜNKAR'IM

    A.Fethi ERDOĞAN (Garip Dede Türbesi Cemevi Dede´si)

    DİP NOTLAR :

    (1) S.A. İslam tarihi A.B. Gölpınarlı Der. yayınları İst.SF.161

    (2) Age.SF.407

    (3) H.B.Veli Makaalat, Gülbay Yayaıncılık 1985 İst.SF.26-27

    (4)KUR'AN TİN SURESİ 95/4-5

    " MAUN " 107/1-5

    KAYNAK:GARİP DEDE CEMEVİ
     
  2. WorldFe

    WorldFe Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    210
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    ilk mesajında böyle güzel bir bilgiyi bizlerle paylaştığın için teşekkürler can
     
  3. maviliman

    maviliman Daimi Üye

    Kayıt:
    15 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    95
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Teşekkürler ozani paylaşımın için çok güzel bir konu bence bu, bunu herkesin okuması gerekir.
     

Sayfayı Paylaş