T.c. Kr.plt.tğm.mehmet çelebi’nin savunmasi…
Kr.plt.tğm.mehmet ali çelebi’nin savunmasi…">www.vbulletin-turko.com - T.c. Kr.plt.tğm.mehmet ali çelebi’nin savunmasi…
T.C. KR.PLT.TĞM.MEHMET ALİ ÇELEBİ

13. Ağır Ceza Mahkemesine savunmamdır.

Hasdal, Hadımköy, Silivri, Maltepe, Sincan, Mamak, Şirinyer satıhlarında kutsal nöbetlerine devam eden silah arkadaşlarımı, değerli aydınlarımızı, demir karakterli avukatlarımızı saygıyla selamlarım.

Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1. İnönü muharebesi öncesi bir zabitle karşılaşmasını şöyle anlatır:

-Ökçelerin aşınmış nereden geliyorsun?

Gözleri cevap verdi:

-Uzun Kafkas yollarından, Dicle sahillerinden, Sina Çöllerinden geliyorum.

Cevap veren gözlerine baktım; içleri yaz gecesi gibi sıcak, hisli, derin, karanlıktı.

-Bu karanlıkları nereden aldın?

-Uykusuz gecelerde, nihayetsiz bir vatanın sonu olmayan sınırlarını beklerken gözlerime, o gecelerden bu karanlıklar doldu. dedi

“Evin var mı?” diye sordum; “Bilmiyorum.” dedi. “Çocuğun var mı?” dedim. Gözleri yaşardı mı iyi fark edemedim. “Bilmiyorum. “dedi.

“Cihan Harbinden beri ardında kaybolduğun ufuktan tekrar görünmeni, gök gürültüleri içinde harp sahnesine yeniden girmeni bekliyorduk. “

Bilinsin: Binlerce körlük arasında korkunç bir umuttur Türk Subayı… O devasa varlık tekrar ortaya çıkıyor ve şimdi söz alıyor:

Zamana, zemine, koşullara göre değişmeyen irade beyanımı tekrarlıyorum. Burası bizim için Silivri zindanı değil, Albay Reşat’ın, Mehmetçiğin şimdi de bizlerin milletimizin namusu, onuru ve bağımsızlığı için savunduğu Çiğiltepe’dir. Asla bitirilemeyecek binlerce Mehmet’ten biri olarak buradayım.

18 Eylül 2008 de girdiğim Hasdal cezaevinden 33 ay sonra 20 Mayıs 2011’de tahliye olup terörle mücadele kapsamında çeşitli tarihlerde Siirt ve Bingöl’de görev aldım. Elimde kask çantam, silah arkadaşlarımla, takdir alarak, görev yerim Siirt’ten dönerken Batman Havalimanında polisin elindeki arananlar listesinde adımı gördüm ve bunun utancını sahiplerine getirdim.

Şu an Türk Subayının yeni görev tanımı İDDİANAMEYLE MÜCADELE kapsamında karşınızdayım.

TÜRK ORDUSU CUMHURİYETİ KURAN HALKIN ORDUSUDUR

Kendime bir sanık gözüyle bakmıyorum. Aksine vatanseverlik davasının savunucusuyum. Söyleyeceğim her söz kanımdan bir damla, etimden bir parçadır.

Çünkü burada kendimi değil ülkemin değerlerini, yaşamımın özü ve anlamı olan Kemalist Devrimleri savunuyorum.

Mensubu olduğum Türk Ordusu devşirme bir ordu değildir. Sermayenin, iktidarın ordusu değildir. Türk Ordusu, Türkiye Cumhuriyetinin ve onu kuran halkın ordusudur.

Benim de asker oluşum başkalarının hırsı, şanı, ünü ve keyfi uğruna değil, yalnız ve yalnız bu kutlu topraklarımızı korumak içindir. Ben esen rüzgârlara göre doğruluğuna inandığı esaslardan ve vazifenin gereklerinden vazgeçmeyecek subaylardanım. Bizi tek etkileyecek rüzgâr vicdanımızdır.

Bu nedenle ben, Teğmen Çelebi; 15 Mayıs 1919′da İzmir’i hiç direnmeden Yunanlılara teslim eden, bir Yunan teğmeninden tokat yiyen, elinde ucuna beyaz mendil bağlanmış bir sopa ile kışladan çıkıp esir kafilesinin başında yürümekten utanmayan Ali Nadir Paşaların ve türevlerinin değil Direnen, Savaşan Mustafa Kemallerin emrindeyim. Bana omzumdaki metalleri idare edecek şahıslar değil ruhuma dokunacak komutanlar gerekir.

İddia makamı, sizin esas hakkındaki görüşlerinize karşı söyleyeceğim şudur:

Bizi yargıladığınız bu süreç, bu görkemli işkence çarkı emperyalistlerin geleceğimizle ve kaderimizle daha rahat oynayabileceği koşullar için hazırlanmıştır.

Bir ihanet suçlamasını Türk Subayıyla bağdaştırmak için çok komik durumlara düştünüz. Hukuku kendi cinnetlerinize göre saptırdınız, çarpıttınız, tepetaklak ettiniz…

Ruhunuzu bir kez olsun adaletin kollarına atamadınız. Vasatın bataklığına öyle gömülmüşsünüz ki gerçekler bile sizi tekrar ayağa kaldıramıyor. Anlaşılıyor ki hiçlik yazgısına baş kaldıramıyorsunuz! Pusulanız karanlığı gösteriyor.

İnsanoğlunun binlerce yıldır hesapsız akan kanlar pahasına elde etmeyi başardığı kazanımlarla beraber şu an yerin yedi kat dibindeyiz. Adaletin sesi dediğiniz bu mütalaa, cehennemin dibinden yalanlar türküsüdür! Bu mütalaada, bu parçalanmış Türkiye hayalinin tohumunda, emperyalistlerin yürek atışını seziyoruz.

BURAYA SAVUNMAYA DEĞİL TEŞHİRE GELDİM

Ben buraya esas hakkındaki YANILTMACANIZA cevap vermeye gelmedim. Böyle bir durum beni küçültürdü.

Buraya ;

Gerçekleri geleceğe bırakma borcumu ödemeye,

Sesimi, doğrunun sesini, ülkemin en ücra köşelerine duyurmaya,

Adına SORUŞTURMA dedikleri KARA MİZAHTAKİ, engizisyon hukuku tekniklerini dünya çapında teşhir etmeye geldim.

Gerçeğin bana verdiği yetkiyle, utanma duygusunu hatırlatmak için geldim.

Bana ayrılan kısa sürede mahkemeye aşırı dozda doğruluk enjekte edeceğim. Doğruluk alerjisi olanların tedbir alması önemle duyurulur. İşte size bu dava boyunca aradığınız ama bulamadığınız şiddeti getirdim! Hakikat şiddetin ta kendisidir! Bu Şiddeti başlatıyorum…





1-ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ

24 yaşında terör örgütü yöneticisi olmak!

Dünyada eşi var mıdır TANIK olmak isterken TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETİCİSİ yapılmış bir insan?

Mahkeme başkanı Köksal Şengün dahi duruma isyan etmiş. Tahliye edilmem gerektiği yönündeki koyduğu birçok şerhten birisini “iddianamedeki sevk maddesi(örgüt yöneticiliği) ile tutuklama müzekkeresindeki(örgüt üyeliği) fark dikkate alınarak” yazmıştır. (örnek :celse 115 s.72)



2-DAVA DIŞI BEYANLAR

Esas hakkında mütaalanızda savunmalarımda dava dışı beyanlarda bulunduğumu belirtmişsiniz. Önsavunmamı verdikten sonraki HER KARARDA Mahkeme Başkanı Köksal ŞENGÜN’ün tahliye edilmem yönündeki şerhlerinden biri olan “Tespit Olunan Sorgu ve Anlatımlarına” ifadesi size yeterli cevaptır. (örnek : celse 115 s.72)



3-ÖRGÜTSEL İRTİBAT MANTIĞI!

Daha evvel savunmamda belirttiğim üzere iddianameyi doğru saymak gibi bir gaflete düşersek, 31 kişiyi 120 dakika görüşme ve 11 mesajla yönetmem gerekmektedir. Bu 31 kişiden 25 kişiyle 0 görüşme, 3 kişiyle 1’er görüşme, 2 kişiyle 3 görüşme, 1 kişiyle 3’den fazla görüşme yaptığım dikkate alınırsa, bu iddiayı umursama***** kendimizi mantıksızlıktan uzakta konumlandırmış oluruz.(3a)

Eğer hiçbir irtibat yoksa suç yine size aittir. Kişi, derhal iddianameye uydurulur. Maddi gerçeğe değil iddianameye ulaşmak esastır. “Neden irtibatın yok?” denilerek terör sorgusundan geçersiniz…(celse 84 s.30)(3b)



4-ÖRGÜTSEL GİZLİLİK!?

1-TAPE 6670, 6672 den görüleceği üzere örgütsel toplantılara! gizli olsun diye askeri üniformayla iştirak ederiz.

2- Gizliliğe öyle dikkat ederiz ki örgüt toplantı mekânı olarak Kızılay Konur Sokakta Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü karşısındaki 1000 kişilik bir kıraathaneyi seçeriz. Yer öyle gizlidir ki kolluk makamları mahkemenin elindeki ses kayıtlarında onlarca kez adı geçmesine rağmen burayı tespit edemediğini iddianameye yazar.(iddianame s.1837 son paragraf)

3- İstihbarat kapsamında sürekli kontrol edilen Harp Okulu mail adreslerinden örgütsel yazışma yapmak vazgeçilmezimizdir.

4- Örgüt üyelerinden birkaçı tutuklanınca SALT GİZLİLİK! gereği mahkemeye tanık olma dilekçesi veririz. Tecavüzcü, katil, hırsız niteliklerine haiz olmadığımızdan kabul görmez. Tanık olmak isterken örgüt yöneticisi olabilmek hayallerimizi süsler. Hayaldi gerçek oldu! (Mehmet Ali ÇELEBİ)

5- Bu hayali örgüt, örgütsel toplantıları gizlilik gereği kaydeder. (İddianame s.1689 Zicplay mp3 çalar) Kayıttan görüleceği üzere ANNEANNEMİN huzurunda, HAŞAA emperyalist düşmanlardan bahsedip, “Bu ülkenin dağına taşına M.Kemal dedirteceğiz” MAHREM cümlesini kurarız.

6- Boş zamanlarımızda Hizbut-Tahrir gibi yasadışı örgütlere sızar, Ulus’un göbeğinde yasadışı yayın dağıtarak milleti zehirleyen mürtecilerin ülkeye hizmetlerini! ölümsüzleştirmek için sızma? anı fotoğraflarını kendi arkadaşlarımıza çektiririz ve telefon hafızasında saklarız. Ne muhteşem gizlilik anlayışı…



5-Telefon konuşma içerikleri ve ele geçen delillerin örgütsel irtibatı açık olarak ortaya koyar mahiyette olduğu iddiası!

a)TELEFON KONUŞMA İÇERİKLERİNDEN BİR DEMET(5a)

TAPE 7248’de Hakkari’de teröristlerle çarpışan Eren Tğm’e “Mehmetçik Sana Emanet” demem iddianame s.1760’da ÖRGÜTSEL MORAL VE MOTİVASYON TAKVİYESİ olarak yazılmıştır.

TAPE 7198’de Hasan Hüseyin Uçar Ütğm’e kardeşine NUTUK okutmasını önermem kalın ve büyük puntolarla yazılarak kuvvetli suç unsuru olarak görülmüştür.

“DOĞU BATI YOK VATAN BİR” cümlesiyle ülkenin birliğini savunmak büyük puntolarla yazılarak suç olarak görülmüştür.

TAPE11199,11170 Cezaevinden yapmış olduğum konuşmalarda M.Kemal’in MEDENİ BİLGİLER kitabı, Lozan kelimesi suç unsuru olarak görülmüştür.

TAPE 7250 Üst sınıfa geçen Harbiyeli Yaşar Tozkoparan’a kurum kültürü gereği “Harbiyeliler Size Emanet” demem iddianame s.1792’de ÖRGÜTSEL TALİMAT olarak yazılmıştır.

b)ELE GEÇEN DELİLLER(5b)

252 nolu terör delil klasörü incelendiğinde önsavunmada açıklandığı üzere 66 sayfada Türk Milleti’nin kutsalları olan “Allah, Hz Muhammed, M.Kemal Atatürk,Türk Milleti, Ebedi Önder” ibareleri 201 kez geçmektedir.

-M.Kemal Atatürk’e ait onlarca söz ve anektot suç unsurları arasındadır. Bir örnek s.76’dan:

“Bizi amacımıza ulaşmaktan alıkoyan 2 kuvvet vardır. Biri dış düşmanlar. Bunlar bizi sömürge yapmak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat bunlardan daha zararlı, öldürücü bir sınıf vardır. O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir”

-Atatürk’ün Liderlik Sırları adlı Adnan Nur Baykal’a ait kitabın özeti suç unsurları arasındadır.

-S.63’te- Bu 6’ya dokundurtma- diyerek aldığım not:

1-Atatürk 2-T.C. Devleti 3-TSK 4-Türk Milleti 5-Türk Vatanı 6-Türk Bayrağı

Bunlar tesadüfen suç sayılmadı. Bugün görülmektedir ki yazan her madde çok ağır saldırı altındadır.

-s.87 Hz.İbrahim’in Hz.İsmail’i kurban etmesi ile ilgili notlar suç delilleri arasındadır.

c) ÇAPRAZ SORGUDAN ÖRGÜTSEL İRTİBAT KLASİĞİ(CELSE 83 S.49)(5c)

-SAVCI PEKGÜZEL: Sizin üniformalı fotoğraflarınızın Neriman Aydın’da olması örgütsel bağlantı sebebidir.(Bahsedilen fotoğraf:2007 Harbiye Mezuniyet Töreni: Dönem dördüncüsü olarak Genelkurmay Bşk.ndan diploma alırken)

Harbiye’ye Beka Vadisi muamelesi yapılmıştır.



6-TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE SIZMAK?

Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmak denilince akla muhterem gizli tanığınız Kıskaç geliyor.

Ergenekonda Tanıklık Müessesesi: TÜRK SUBAYI benim gibi dilekçe verip TANIK Olmak isterse ivedi olarak ÖRGÜT YÖNETİCİSİ yapılır. ADAM ÖLDÜRMEKTEN HÜKÜMLÜ şahıs tanık olmak isterse mertebe-i şahane GİZLİ TANIK olur, el üstünde tutulur.

İddianame: “Gizli Tanık Kıskaç’ın şüpheli Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN’ın da aralarında bulunduğu örgütün Kuvvai Milliye uzantısının gizli bir toplantısında genç subaylara örgüt adına rozet taktığı şeklindeki beyanı şüphelilerin TSK’ne sızma konusundaki ulaştıkları aşamayı ve bu konuda ne kadar PERVASIZ davranabildiklerinin kanıtıdır. “

Gizli Tanık KISKAǒın 2007 Nisan ayında İstanbul Çamlıca Kız Lisesinde örgüt toplantısı yapıldığına dair iddiası Harp Okulu’ndan gelen “O tarihte Ankara’da olduğuma dair” resmi yazı ve TİB’den gelen, ay boyunca Ankara’da olduğumu gösterir SİNYAL KAYIT BİLGİLERİYLE çürütülmüştür.

Ne çektin be adalet! Adına yapmadıkları zulüm kalmadı… Solucandan insana yükselttiklerin seni toprakaltı yapmak istiyor. Yüzyıllar boyunca milyonlarca candan, milyonlarca beşik ve doğum sancısından geçtin, böylesini görmedin…

Kimin pervasız olduğunun kararı gerçeğin tekelindedir! Ve o gerçek sonsuza dek benim yanı başımda duracaktır.

KAMUYA AÇIK SİTE TOPLUMSAL HABER’İ TAKİP ETMEK TERÖR SUÇU!(6b)

*İddia makamı olarak mütalaanızda ilgili tarihte yasak olmayan, kamuya açık toplumsalhaber.com adlı siteyi takip etmeyi, bu siteyi önermeyi terör suçu olarak tanımlamışsınız. Youtube’a girip bu sitede yayınlanmış ve takip edilmiş SADECE VİDEOLARIN tıklanma sayısını (1.207.003 kez) gördüğümüzde mütalaanıza binaen örgütün üye sayısının hayli fazla olduğunu anlayabiliriz.

*Sizin için kim muteber? İddianamedeki yalanları servis ettiğiniz mütareke basını mı?

a) İddianamede 30 Ağustos törenlerinde SUİKAST yapılacağının tespit edildiğini yazan, ama tutukluluğumun 24.ayında(celse 84 sayfa 12) SAVCILIĞIN böyle bir şey olmadığı yönündeki İTİRAFINI yazmayan gazeteler mi muteber?

TÖRENLERDE GÖREVLİ BİLE OLMADAN(BELGELİ),

ŞUAN SÖZDE ÖRGÜTÜN SÖZDE YÖNETİCİSİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN KOMUTANIM DÖNEMİN GENELKURMAY BAŞKANI ORG.İLKER BAŞBUĞ DÂHİL ORDUNUN KOMUTA KADEMESİNİN TAMAMININ OLDUĞU PROTOKOLDE,

MÜHİMMAT TAŞIMAYAN TANKLARDAN ATILAN ETKİ YARIÇAPI 50M OLAN MERMİYLE,

SADECE CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANA SUİKAST YAPMAK

ANCAK BU İDDİANAMENİN HÜNERLERİNDENDİR.

b) Mahkemede görüntüleriyle ispatlandı. Zir Vadisinde çıkan mühimmatları daha KAZI YAPILMADAN 1 SAAT EVVEL sayan Yalanyolu TV mi muteber?

c) 761 teğmene darbe maili attığımı, teğmenlerle orgenerallerin örgütsel toplantı videolarının olduğunu iddia edebilecek kadar ruhu kirlenmiş bu gazete mi muteber? Hepsinin yalan olduğu tazminat davası yoluyla(Org.Hurşit TOLON tarafından açılan dava) ispatlanmıştır.

HALEN SATIŞTA OLAN KİTAPLARI ÖNERMEK TERÖR SUÇU!(6c)

1-İddia makamı terör delil klasörlerine konulmuş yazışmalarda olan ve telefon tapelerinde yer alan aşağıdaki kitapların önerilmesini terör suçu saymıştır. Bu kitaplar halen yasal olarak satılmaktadır.

A) MEDENİ BİLGİLER (MUSTAFA KEMAL ATATÜRK)

B) NUTUK (MUSTAFA KEMAL ATATÜRK)

C) ZABİT VE KUMANDAN İLE HASBİHAL(MUSTAFA KEMAL ATATÜRK)

D) ŞİFRE ÇÖZÜLDÜ (ALİ ÖZOĞLU)

E) ATATÜRK’E KURULAN PUSU-İZMİR SUİKASTI(SELİM KOCAHANOĞLU)





7-ÖRGÜTSEL TOPLANTI(ZICPLAY SES KAYDI)

1-Her şeyden evvel iddia edilen örgüt, savcıların hep söyleyegeldiği katı hiyerarşik kural ve gizliliği ihlal ederek toplantısını kayda almıştır.

2-Hatıra kalması için çektiğim bu kayıtta size göre Terör Örgütü toplantısında anneannem Yeter AYDIN’ın başkanlığında! kayıttan görüleceği üzere aşağıdaki tehlikeli! maddeler ve cümleler konuşulmuştur:

a) Siyasi tarihin önemi

Nisan 2009 Harp Akademileri Yıllık Değerlendirme Konuşması’nda Org.İlker Başbuğ “Siz, profesyonel askerler strateji, taktik ve lojistik konuları mutlaka bilmelisiniz. Bunun yanında ekonomi, siyaset, diplomasi ve tarihi de bilmelisiniz.”

b) Emperyalist düşmanlar ve işbirlikçileri

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ulusun yaşantısı ve bağımsızlığına suikast yapan emperyalist ve kapitalist düşmanların saldırılarına karşı savunma ve işbirliği yapıp,ulusu ayartmaya ve bozmaya çalışan içerdeki hainleri cezalandırmak için orduyu güçlendirmeyi ve O’nu ulusun bağımsızlığının dayanağı olarak kabul etmeyi görev bilir.” M.Kemal Atatürk

“Biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkûm olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.” M.Kemal Atatürk

c) “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışı

“Yetmiş milyona Türküm dedirteceğim. Bu ülkenin dağına taşına M.Kemal dedirteceğim. ” (kayıttan)



d) Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal Ya Ölüm” emri ile ilgili değerlendirme

e) Mustafa Kemal’i dinsiz göstermeye çalışan, Allah ile aldatan sahtekarlar…

“Mustafa Kemal Müslüman değilse, kim Müslüman bu ülkede?”(kayıttan)

Ben soruyorum bunları suç sayanlara. Nerede örgüt propagandası, nerede gizlilik, hani suç, neresi terör. Bunları buraya niçin koydunuz. M.Kemal’i yargılamak için mi? T.C.’ni yargılamak için mi? M.Kemal’i size yargılatmam. Onu yargılayacak hiçbir güç yoktur. Onun bu topraklarda hiç kimsenin kaldıramayacağı dokunulmazlığı vardır.

Hadi düşmanı anladık 9 Eylül 1922 tokadının acısını yaşıyor. Peki buradakilerin acısı ne, düşmanın yediği tokattan bunları buraya koyanlara ne! Yoksa başka kimlikleri mi var…



8-ASKERİ ÖĞRENCİLERİN ÖRGÜTE KAZANDIRILMASINDAN KİLİT ROL!?

Celse 80 sayfa 64 teki beyanlarım yeterlidir. Örgütsel manada bana bağlı olduğu iddia edilen 4 devre arkadaşım, 1 Harbiyeli, 1 Askeri Okuldan ayrılmış toplam 6 kişinin sadece 1 tanesini(Hasan Hüseyin Uçar) sözde örgüt yöneticileriyle Kızılay’ın göbeğinde hem de kendisi üniformalıyken tanıştırmam gerçekten ne kadar KİLİT bir rol oynadığımı şüpheye mahal vermeyecek şekilde! göstermektedir.

KEMAL AYDIN, NERİMAN AYDIN, ALİ ÖZOĞLU’NUN TALİMATLARIYLA HAREKET?

Önsavunmam esnasında(celse 80.s.70) tutanaklara geçmiş “Bana hangi emir ve talimatları vermişler. İddia makamı hazırlasın bana çapraz sorguda sorsun…” cümlem 06.09.2010 tarihinden beri mahkeme salonunun duvarlarında asılı kaldı. Sahipleri o soruya bir cevap veremedi, bozuk plak gibi aynı iddiaları tekrarlıyorlar…



9-HARP OKULUNDAN İSTİHBARAT TOPLAMAK!?

Söz konusu liste Genelkurmay Başkanlığına sorulmuştur.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI CEVABEN;

1-Bu kağıdın resmi belge ve evrak olmadığını,

2-Buradaki bilgilerden sadece öğrenci disiplin puanlarının Özel olarak değerlendirileceğini,(Kaldı ki sadece iki tanesinin disiplin puanı vardır)

3-Bu disiplin puanlarının derlenerek sivil bir şahsa verilmesinin olağan olmadığını bildirmiştir.

SAVUNMA TUTANAKLARINA BAKTIĞIMIZDA

-İlgili listenin emir komuta teşkilatlatında almış olduğum görevlere ilişkin olduğunu (Ekte görüldüğü gibi o dönem bu görevi yürütürken takdir de almışım)

-Yönergedeki maddelere binaen bu görevi yerine getirdiğimizi;(Yönergenin ilgili maddeleri ekrandan gösterim)

-Gizlilik derecesinin hizmete özel olabileceğini, sivil bir şahısta olması sorun teşkil ediyorsa bunun örgütsel yönü ortaya konmadan burada yargılanamayacağımı,bunun askeri makamların konusu olduğunu belirttim.

Hayali örgüt neden bu kişileri araştırsın? İstihbaratsa örgüte faydası ne, nereye iletiliyor? Neden hayali örgütten kimsenin bu kişilerle hiçbir irtibatı yok? Bu sorular iddia makamınca cevapsız bırakılan yüzlerce sorudan birkaçıdır.

-Dahası iddia makamı tutuklanmamdan iki sene sonra bunların KHO öğrencisi olup olmadığını merak ederken ben bu öğrencilerin şahitliğini bu mütalaadan 45 ay önce mahkemeden talep etmiştim. Halen ifadeleri alınmadı. Gerçeğe ulaşma adına aradaki samimiyet farkını takdirlerinize sunuyorum.

ÇAPRAZ SORGU TUTANAKLARINDA

-Üye Hakim Haşıloğlu’nun sorularına daha Genelkurmay Başkanlığından belgeler gelmeden evvel bu kişilerin disiplin puanı düşük olanlar olduğunu ve bunlarla ilgilenmenin bizim görevimiz olduğunu,

-O zaman üyen hakim şimdi mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin sorularına sorunları olan öğrencilere ilişkin not tutulduğunu , sorunu olmayanların notunun tutulmasının mantıklı olmayacağını belirttim.

Sonuç olarak belgeden görülmektedir ki, bu cevap gelmeden önce söylediğim gibi bunlar KHO öğrencileridir.Disiplin durumu zayıf olanlardır.

Nitekim 3 tanesi mezun olmuş.5 tanesinin ilişiği kesilmiş. 1 tanesi kendi isteğiyle ayrılmış.1 tanesi halen öğrencidir.

Sanık profillerine baktığımızda yüksek nitelikli üye ve yöneticileri olan bu hayali örgütün bu kişilerle ne işi olabileceğini, bunlarla hiçbir irtibatın olmamasını iddia makamı açıklayamamıştır. Bu da kuru sıkı iddialardan bir tanesidir.



10-SORUYORUM!

İddianamede ağabeyim Volkan Çelebi ve Hasan Hüseyin Uçar arasındaki bir görüşmeye binaen ailemin ilişkilerimden rahatsız olduğu sonucunun çıkarıldığı yazıyordu. Olmayan bir örgütsel varlığı, kişinin en kıymetlisi ailesi üzerinden çarpıtarak ispatlamaya çalışmanın hem hukuki hem ahlaki olmadığını belirttim ve bu iddiayı belgeleriyle çürüttüm.

İddia makamı esas hakkında mütalaasında “açık bir maddi hata yapmışız(SEHVEN HUKUKU). Volkan Çelebi Hasan Uçar’la değil Noyan Çalıkuşu ile görüşmüştür. Bunu çok iyi bilen M.Ali ÇELEBİ Ergenekonvari savunma yapmıştır.” demektedir. Meğer iddiayı çürüttüm diye dezenformasyon, kara propaganda, esasa müessir olmayan maddi hataları öne çıkarma, esası gözlerden kaçırma, soruşturma makamlarını töhmet altında bırakma şeklindeki örgütsel savunma tarzını uygulamışım…

Salt iddianamede yazılı hususlara binaen savunma yapmam “Ergenekonvari” savunmaymış. Evrakları dilekçeyle istedim, iddia makamı olarak siz onayladınız(celse16 s.63), mahkeme karar verdi.(17.11.2009) Bu mütalaaya göre evrakları getirterek savunmaya katkı sunan siz mahkeme heyeti gizli Ergenekoncusunuz!

Savcılık bu maddi hataya dört elle sarıldığımı ve iddia makamını iftira atmakla suçladığımı yazmış. O halde soruyorum:

1- Belgeleri var. Soruşturma izni alındı. Bu soruşturmada Savcı Zekeriya Öz birbirine benzemeyen onlarca imzayı nasıl attı? Zekeriya Öz’ün, kendi kâtibesinin(Kerziban İPEK) Emniyet Müdürü yerine imza attığından bilgisi var mı? Hızını alamayan savcıların hızını alamayan katibesi…KURAL TANIMAMAK BU!

2- Ben bir Türk Subayı olarak tanık olmak istediğimde örgüt yöneticisi yapılırken, adam öldürmekten hükümlü uydurulmuş bir gizli tanığa itibar edip bana iftira atmadınız mı? Bu sapığın iddiasını belgelerle çürütmedim mi? HUKUK TERÖRÜ BU!

3- Gözaltındayken verdiğim ifadede ısrarla belirtmeme rağmen iddianamede bana sahte ikamet yaratmadınız mı? Mahkemede belgelenmesine rağmen, halen buradan elde ettiğiniz birtakım dokümanlarla(3 nolu cd) ilgili ceza istemenizi nereye koyacağız? SAHTELİK BU!

4- Hizbut Tahrir ölüm listeleri diye medyaya servis edilen bilgisayar notlarının aslında Kerkük’te katledilmiş Türklere ait isimler olduğu, internette kolayca erişilebilen bir bilgi olduğu ve kitap çalışmasında kullanılmak üzere bilgisayarda tutulduğu ortaya çıkmadı mı? KARA PROPAGANDA BU!

5- Şahsıma ait bir listede olan ve askeri okuldan ayrılmış 23 kişiyle ilgili örgütsel eğitim verdiğime dair iddianıza rağmen bunların hiçbiriyle telefon irtibatımın dahi olmaması, örgütsel eğitimin konusu, yeri, zamanı vb… somut verilerden yoksun oluşunuz bu iddianızı iftira yapmaz mı? YALANA SARILMAK BU!

6- Özel örgütsel hat kullandığıma dair iddianıza ilişkin yapılan kovuşturma neticesinde ilgili hatla hiçbir görüşmem dahi olmadığının TİB raporlarıyla ortaya çıkmasına ne demelidir? GERÇEĞİ GÖZLERDEN KAÇIRMA BU!

7- 30 Ağustos 2008 töreninde -Devlet büyüklerine suikast- fason iddianızla ilgili basında kopartılan yaygaradan sonra törenlerde görev bile almadığımızın ortaya çıkması ve savcılığın mahkeme tutanaklarında “Böyle bir şey yok” itirafı (celse 84 s.12) nasıl izah edilebilir? TÖHMET ALTINDA BIRAKMA BU!

8- Bulduğunuz bir video dosyasıyla ilgili (konferanstauyuyanharbiyeliler.dat) iddianamede örgüt çekmiştir demenize rağmen videonun Kara Harp Okulu tarafından çekilmiş olduğunun resmi olarak ortaya çıkması bir vicdan sorunu değil midir? DEZENFORMASYON BU!

Ağabeyim Volkan Çelebi’nin aile dostlarımız gözaltına alındığı zaman benimle ilgili yaşadığı endişeden delil adına medet ummanın, sadece maddi olgulara yaslanan ceza hukuku açısından kuvvetli bir acz belirtisi olduğunu çok iyi biliyorum. İddiaya geri dönelim ve bir aile ilişkisinin nasıl örgütsel bir çehreye büründürüldüğünü, mahkemede mevcut olan telefon ses kayıtlarından dinleyelim.



11-HİZBUT TAHRİR SAVUNMA

Önsavunmamdaki beyanlarım aynen geçerlidir. Bu olay Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde alenen yasadışı yayın dağıtarak milleti zehirleyen mürtecilerin Mustafa Kemal direktifleri çerçevesinde ortaya çıkarılmasıdır. Ancak “ Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedef edinmiş nifak yuvalarına sızmak” diye bir suç uydurulup, Cumhuriyetin gerçek savunucuları cezalandırılmak istenmektedir. Pisliği gösterenler, pisliğin içine yuvarlanmaya çalışılmaktadır.

Sehven ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmeye çalışılmaktadır.

Asıl yargılanma sebebim şahsımda Bursa Nutku gençliğinin yok edilmek istenmesidir. Savunmamdır:

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis asıl suçluları bırakıp, suçlu diye beni yakaladı. ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.’ diye düşündüm, ama hiç bir zaman yalvarmadım. Mahkeme beni yargıladı. Düşündüm ki ‘Adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.’

Beni hapse attılar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte hiç kimseden yardım istemedim. ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

UYDURMA DELİLLERİN! TEŞHİRİ

Mütalaaya göre, -sehven hadisesi- bilgisayar programındaki bir kullanıcı hatası sonucu olmuş. Yani excelde kes-yapıştır yaparken yanlışlıkla benim rehber dökümlerime bir Hizbut Tahrir sempatizanınınki karışmış…mış! İddia makamının konuyla ilgili ithamı yokmuş. Bu olay maddi bir hataymış. Biz bunu propaganda yaparak esası gözlerden kaçırıyormuşuz. Zaten bu, Ergenekonvari savunma tarzıymış.

1-Delilleriniz başka başka ve kuvvetliyse Savcı Zekeriya Öz neden gözaltına alınan Hizbut Tahrir militanlarına “Teğmenlerin aleyhinde ifade vereceksiniz” demiştir? ve onlardan “Biz senin gibi Allahsız değiliz!” cevabını almıştır.(Şahit Hamza Demir)

2- Delilleriniz madem kuvvetliydi neden alakasız bir dosyayı, Hizbut Tahrir’e ait listeler diyerek iddianameye yazdınız ve basında Hizbut Tahrir’in ölüm listeleri diye yayınlanmasına göz yumdunuz? Yapmanız gereken listedeki ilk kişiyi google’a yazıp enter tuşuna basmaktı. Bu listenin Kerkük’te katledilen soydaşlarımıza ait olduğunu ve bir kitap çalışmasında kullanıldığını çok rahat anlardınız. Ama yapmak istemediniz. Çünkü size bulanık su lazımdı. (video gösterimi) Sizin terör delili dedikleriniz internette her yerde!

3- Mürteciler yasadışı yayın dağıtırken onları kendi arkadaşıma fotoğraflatmamı neden GİZLİ ÖRGÜT TOPLANTISI olarak (iddianame s.130) yazdınız?

Benim Noyan ÇALIKUŞU’na kendi telefonumu vererek çektirdiğim bu fotoğraflara bakarak Ulus’un göbeğinde(2 DK LIK SÜRE İÇİNDE), ÖRGÜTE SIZMA yapıldığını halen iddia edebiliyor musunuz?

Beni eve çağırmalarına rağmen neden daha iyi sızmak için gitmedim, bunu nasıl açıklıyorsunuz?

PROGRAMDAKİ KULLANICI HATASI= NAM-I DİĞER SEHVEN

4- Telefona yükleme hadisesinin, her iddiayı çürütüp tarihin çöplüğüne atmamdan sonra, mütalaada yazdığı şekilde hakimlerin dikkatiyle çıktığı doğrudur. Telefondaki kayıtlarla ilgili ithamda bulunmadıklarını yazan iddia makamına sorarım:

a) Hiçbir irtibatım yokken bu kayıtların sahibi Hizbut-Tahrir sempatizanı Mahmut Oğuz Kazancı ile gizli örgütsel toplantı yaptığımı yazan, onunla irtibatlıymış gibi gösteren siz değil misiniz? (iddianame s.130)

b) Çapraz sorguda konuyla ilgili 30 soru soruldu. Muhatap olduğum sorular, sohbet amaçlı değil suç araştırır içerikteydi.(sorular ekrandan gösterilir)

Mahkeme, konuya ilişkin 9 ara karar aldı. Hakkımda en fazla araştırılan konu bu oldu. Mahkemeye bilirkişi raporları ulaşana dek fazladan 6 ay yattım. O zamanlar “neden böyle bir iddiamız yok” demediniz?

c) Asıl ışıklı neşter olan soru…Telefona yüklemeyi net olarak ispatlayan mahkemenin yaptırdığı iki bilirkişi raporunu neden mütalaanıza yazmadınız? Belgeleri tekrar gösteriyorum.

Telefona yükleme yapıldığına dair bilirkişilerin çektiği bu fotoğraflar sizi tatmin etmedi mi?(belgeler gösterilir) Oysa adam öldürmekten hükümlü birisinin daha doğrusu muhterem gizli tanığınız Kıskaç beyefendinin yalan beyanlarını(ispatlandı) bile makul görüp iddianamenin benimle ilgili bölümüne koymuştunuz!

d) Bu kadar açık bir kanıtlama karşısında emniyet kendisine kalan tek cılız mağaraya kaçtı, yani “sehven” mağarasına… Sizi nasıl ikna etsem ki!?

İçişleri bakanlığı müfettişleri, suçu tespit etti ve dosyayı savcılığa teslim etti desem ikna olur musunuz?

Sonrasında sizin kadar cesur savcı bulunamadı, ilgili polislerin ifadesi İKİ SENE SONRA alınabildi. Neden bu kadar gecikti acaba? Siz olsanız Hakkari’de teröristlerle çarpışan Eren Teğmen’e yaptığınız gibi “Paketledim de getirttim!” metodunu uygulardınız. (Savcı Zekeriya Öz Alb.Attila Uğur’a söylemiştir) Nihayet 6. savcı “Görevi Kötüye Kullanmaktan” iddianame düzenledi desem?

Daha fazla soru sorarsam muhtemelen “polisin içine sızmış Ergenekoncular var” diyeceksiniz. Eminim mütalaada yazdığı gibi bu açık maddi hatayı sizi zor durumda bırakmak için yapmışlardır…

Shakspeare bana sesleniyor ve cevaplıyor sorularımı: “Hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır değildir.”

Peki Sehven dosyası şimdi nerede? Dosya başsavcı tarafından “görevi kötüye kullanma değil, görevi ihmal olmalı” gerekçesiyle geri gönderilmiştir. TESADÜFE bakın ki dosyayı iade eden başsavcı, Hizbut Tahrir sempatizanları gözaltına alındığında onlara “Teğmenlerin aleyhinde ifade vereceksiniz” diye baskı yapan Zekeriya Öz çıktı! Hayaldi gerçek oldu! Kendisi ileri hukuk bilgisiyle görevi ihmal derken şunu kastetmiş olmalı:

“Mühürlü torbada birbirinden bağımsız bulunan telefon, simkart ve batarya bilirkişi incelemesinden önce voltranı oluşturmuş, kendi kendine deliller arasından sıyrılıp kendini bilgisayara bağlamış, yasadışı örgüt sempatizanı Mahmut Oğuz Kazancı’nın sim kartını tehdit ederek içindeki kayıtları gasp etmiştir. Bu arada, olay mahallinde bulunan polisler telefonun çaylarına attığı uyku hapından uyuyakalmışlardır. Yoksa kişinin gözaltındayken telefonunun bir başka şahıs tarafından açılması ve içine terörist numaralarının yüklenmesi söz konusu değildir. Söz konusu telefon komplocudur, namussuzdur, alçaktır…”





12- 3 NOLU DVD’DEN TAVŞAN ÇIKAR MI?

(İKAMETİMDEN ELE GEÇEN 3 NOLU DVD’DE BİRTAKIM FİŞLEME BELGELERİ OLDUĞU İDDİASI)

1- 18 Eylül 2008: Savcı Zekeriya Öz birtakım dosyalar gösterdi, benim olmadığını söyleyip reddettim. “İkametin Yenimahalle değil mi?” diye sordu. “Hayır, Mamak” cevabını verdim. Daha adresimi dahi bilmiyordu. Bu hatanın düzeltilmesini istedim. Geçiştirerek düzeltilir dedi.

Arama tutanağından görüldüğü üzere 3 nolu dvd bir oyundur. Ama iddia makamı esas hakkındaki mütalaasında fişleme olduğunu iddia etmektedir. SEHVEN!

2- Daha evvel iddianamede şahsıma sahte ikamet yaratıldığını, daha önce hiç gitmediğim aile dostumuz Kemal AYDIN’ın YENİMAHALLE’deki ev adresinin iddianame s.1684’te ısrarla benim ikametim olarak gösterildiğini ve buradan alınan 3 NOLU CD’den çıkan bazı dosyalar ile ilgili savunma yapamayacağımı ifade etmiştim.

3-Tutuklanmamdan 15 ay sonra(16.11.2009) bu ikametin bana ait olmadığını mahkemeye ulaşan belgelerle ispatladım.



4-Sahte ikamette yapılan arama neticesinde tutanağa baktığımızda “Mehmet Ali Çelebi isimli şahsa evde rastlanılmamıştır.” İbaresi görülmektedir. Buradan çıkan 3 NOLU CD MAXELL markadır. Evimden çıkan 3 NOLU DVD YUNDAI markadır. Görüldüğü gibi “Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı.doc” isimli word dosyası “Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında kurulan 59.AKP hükümetinin portresi” başlıklı belgeler 3 NOLU CD’de bulunmaktadır. Evimden alınan 3 NOLU DVD de değil.

5-Klasör 152 de bulunan delil inceleme raporuna bakıldığında bu belgelerin MAXELL marka bir cd de olduğu ve sahte ikametten çıktığı teyid edilecektir.

6- İddia makamı bana “hukuka aykırı kişisel veriler kaydetme suçunu” yükleyebilmek için 5 senedir uğraşıyor. Önce iddianamede sahte ikamet yarattılar. Önsavunmamda mahkemeye ulaşan belgelerle çürüttüm. Şimdi esas hakkındaki mütalaada kelime oyunlarıyla (3nolu cd yi 3 nolu dvd yaparak) mahkemeyi yanıltmaya kalkıyorlar. Oyun dvdsinden yıllarca ceza istiyorlar. KUSURA BAKMAYIN BİZ BU OYUNU ÇOK GÖRDÜK!





13-FİŞLEME İDDİASI 2

Tape 6573te “Türk Milliyetçiliği yoktur, Atatürk Milliyetçiliği vardır.” cümlesini kuran bir askeri telefonda eleştirmeyi fişleme olarak gösteren iddia makamına hatırlatma:

Anayasa Mahkemesi Esas Sayısı 1989/1,Karar Sayısı 1989/12,Karar Günü 7.3.1989 olan kararında Anayasa’nın 2.Maddesi incelenerek Atatürk Milliyetçiliğinin tanımı yapılmıştır:



“Atatürk milliyetçiliği, gelişme ve ilerleme yolunda,uluslararası işlem ve ilişkilerde çağdaş uluslara uygun ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte,Türk toplumunun özel yeteneklerini ve bağımsız kimliğini koruması olarak tanımlanan TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN Türk olmak mutluluğunu duyan herkesi kapsayan biçiminin adıdır.”

Atatürk Milliyetçiliği=Atatürkçü Türk Milliyetçiliğidir.

Burada şahsımın Anayasal bir konuya yönelik eleştirisi vardır. Buradan suç çıkarmaya çalışmak zorlamadır, art niyettir.



14-ERGENEKONDA HİYERARŞİ

İddianame sayfa 66’da sözde örgütün gizlilik, katı hiyerarşik kural ve uygulamalarından bahsediliyordu. Katı hiyerarşiyi inceleyelim:

Mütalaada, Teğmen Çelebi 24 YAŞINDA ÖRGÜT YÖNETİCİSİ…

2 Orgeneral, 1 Tuğamiral, 7 Albay, 1 Yarbay, 2 Binbaşı, 4 Yüzbaşı, 5 Üsteğmen(Emekli veya Muvazzaf), 6 Profesör, 3 Milletvekili ÖRGÜT ÜYESİ…

Bu mütalaayı yazanların askerlik yapıp yapmadıklarını sormayacağım. Sadece akıl sağlıklarından ciddi manada endişe duyduğumu belirtmek isterim. Çünkü bu manzara, rüyaların bile konusu değildir. Bu durumu yaratmak ancak bir cinnetle, nefret kriziyle, ölçülemez bir ateşle açıklanabilir.

Mütalaaya göre; MGK Genel Sekreteri olabilirsiniz, Ordu Komutanı olabilirsiniz, Milletvekili veya Rektör olabilirsiniz ama Harp Okulundan yeni mezun bir teğmen size yönetici olabilir. Ve siz sesinizi çıkarmadan örgüte hizmet edersiniz. Mantıktan keşfedilmeyen bir gezegen kadar uzakta olmak bu olsa gerek!



SONUÇ

Adalet nerede yok olursa orada hayat kıyar kendine. İşte gün doğmaya utanıyor. Türkiye’nin dağları taşları davacı… Tarih kan ter içinde… Zulüm, sefalet ve toplu sahtekârlık ortamında yaşıyoruz. Bu demektir ki bu topraklarda yaşayan çoğu insanın yaşamı söndürülmekte, açıkça katledilmektedir. Hukuksuzluğun süngüsünü göğsünden önce beyninde hissedenler bunu anlayacaktır. Bedenine rahat arayanlarsa üç maymunu oynayacaktır. Ve tabii ki bu ortamın suç ortakları konumunda olanlar, var olan durumu doğrulamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Bu tezgâhın sahiplerine sesleniyorum:

Ey sonrasızlar! Yarım yamalaklar! Işıktan rahatı kaçanlar!

Dillerinizi sarkıtarak efendilerinize hizmet edersiniz. Ağızlarınızı soylu sözlerle doldurup temiz adları kirletmektir işiniz.

Eminim ki sadece pusu kurmaya işleyen beyinlerinizle yeni tezgâhların içinde ve peşindesiniz.

Çünkü siz karaçalma ve yağmacılık için yaşarsınız. Oysa bizim yaşama nedenlerimiz aynı zamanda asilce ölme nedenlerimizdir.

HARLI ATEŞLERİNİZDE YAKIN. DUMAN DUMAN TÜTERİZ…

ZİNDAN ÇUKURLARINA GÖMÜN. ATEŞBÖCEKLERİ GİBİ PARLARIZ…

DARAĞAÇLARI KURUN. UMUTLARIMIZI İDAM SEHPASI YAPARIZ…

DERT Mİ BİZE! KEFENLERİMİZLE GEZER, ÖLÜME GELİRİZ BİZ…

GÖZLERDE AĞLAYAN, DUDAKLARDA TİTREYEN ADIMIZ KALIR…

Ağlayış günü gelecek! Büyük, derin, sessiz ağlayış günü. Adaletin keşfedildiği gün! O gün güneş sizi ısıtmayacak. Su, susuzluğunuzu gidermeyecek, hava göğsünüzden firar edecek. İşte o zaman bugünleri hatırlayacak eserinize, bu devasa hiçliğe ağlayacaksınız!

Hırsınızın kaçırdığı aynalarınızla yüzleşecek, önceki hayatınızın anlamsız çirkinliğini sonsuz öfke ile kabulleneceksiniz. Kelimeler boğazınızda düğümlenecek, “Şeytan bana dedi ki…” diyeceksiniz.

Gerçeği, iyiliği, yüceliği ortaya çıkarma telaşıyla çırpındığınız karanlıklardan düşman saydıklarınızın kollarına koşacaksınız. Bir kıvılcım uğruna onların yüreklerini kazmak isteyeceksiniz. Fakat her şey sönmüş, her şey soğumuş olacak. Adaletin vahşice koparttığınız yaprakları sararmış olacak…

Göreceksiniz insanoğlu ebediyen büyük zavallılığınızdan bahsedecek… Göreceksiniz onur, şeref size hiç nasip olmayacak. Ve göreceksiniz kimse size ölümde bile yoldaş olmayacak!

TÜRK MİLLETİNE sesleniyorum:

Ne büyük utançtır ki bu duruşmalar Türk yurdunda, Türk Sancağı altında düzenleniyor. Ancak biz bu sancağı sahtekârlığın ustalarına bırakmayacağız.

Cumhuriyet, bugüne kadar kendisini yok etmek isteyen emperyalizmin ve işbirlikçilerinin saldırılarına karşı direne direne, kırıla kırıla yaşadı ve Türk devrimleri dünden bugüne inandıklarımız uğruna yitirdiklerimizin üzerinde yükseldi. Ancak bitmedi hiç karanfil sevdalar! Ve batmadı hiç göğümüzde bağımsızlık, özgürlük, bilim güneşi…

Hiç kimse umudunu soldurmasın, BU BİR YÜKSELİŞTİR…

Artık Silivri’den bir rüzgâr esecek. Selam bize! Yaman kabaracak göğsümüz ve yaman üfleyecek özgür solukların fırtınasını… Yıldırımlar doğuracak… Hep güçlü bir yel zaferle gelecek… Sevdasıyla yıldıracak…



Siz YARGIÇLARA diyeceğim şudur:

Hukuksuzluk bu mahkemeye gururlu bir aslan edasıyla girmişti, şu an başı ayaklarına dolanmış iki büklüm haldedir.

Derhal HAKKANİYETE SAHİP ÇIKIN! Masumiyet sahiplerini bekliyor.

Hiçbir kokuşmuş uygulama T.c. devrimlerini koruma kararlılığımızı sekteye uğratamaz. Türk Gençliği benim şahsımda teslim alınamaz! Çünkü bizler hiçbir kuşun uçamadığı yükseklerin, daha hiçbir ayağın inemediği uçurumların, yangınlar ortasında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin evlatlarıyız.

Onurumdur: Bu kürsüden bir kez dahi “Ben buradayım, komutanım nerede?” demek gafletinde bulunmadım. Komutanlarını, silah arkadaşlarını teslim edip nefes alanlara da yazıklar olsun!…

Sizden talebim şudur:

Beni komutanlarımın yanına, ateş hattına gönderin! Komutanlarım kör nefret ürünü uydurma davalarda, adaletsizlik cellâdının bilenmiş işkence aletleriyle çarpışırken sahip olduğum özgürlük YÜREĞİME SAPLANMIŞ BİR HANÇERDİR…

Bizlerin esareti ciddi bir darbedir. Ama hiçbir zaman her şey kaybedilmiş demek değildir. Özgürlük saati pek uzak değil.

Çünkü GERÇEK yürüyor! İsterse yüzyılların üzerinde yükselecek olsun, zafere ulaşacaktır GERÇEK! O, atacağı her adımda dev kolunu kaldıracak, yeri göğü titreterek ruhlardan taşacaktır:

BİZ MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİYİZ!

Ben, tam bağımsız Türkiye ideali uğruna sonsuz cezalarınız için yaşamımda demir parantezler açmaya razıyım. Sizin vereceğiniz ceza asla sırtımda ve vicdanımda taşıyacağım bir yük olmayacaktır. Çünkü evlatlarımıza onlara yaraşır nitelikleri, ancak buradaki başkaldırı kazandırabilir.

Onlar, Türkiye’nin baş eğmez ruhları, bugünlerin hatırasını ebediyen muhafaza edeceklerdir.

Biliyorum ki kuşaklar boyu insanların hafızasında kalacak sonsuz utançlar bize bu iftirayı atanlar için yeterli olacaktır.

Şimdi siz görevinizi yapın. Tarih de görevini yapacaktır!



Mehmet Ali Çelebi

Türkiye Cumhuriyeti

Kr.Plt.Tğm.

Odatv.com