Akp suriye'de neden savaş istiyor!

0 oy
1 Aralık 2013 Serbest bölge kategorisinde Özcan1 (460 puan) sordu
AKP SURİYE HALKINDAN NE İSTİYOR Suriye de ilk gösterilerin yapıldığı ve çatışmaların başladığı 2011 yılı Mayıs ayından bu yana AKP Suriye´ye karşı düşmanca bir politika izliyor. Tüm olanaklarını devreye sokarak BAAS rejimin yıkılması için uğraşıyor. On binlerce selefinin Suriye´ye geçmesi için sınırlarını açtı. Kamp yeri sağladı, lojistik her türden olanağı sundu. Halka kurşun sıkarken yaralanan katilleri tedavi etti. Hastaneler, bakım evleri kurdu. Suriye de savaşan katillerin ailelerine maaş verdi, barınma ve beslenme olanakları sundu. Bölge halkını riske atarak bu katilerle birlikte yaşamaya zorladı. Silah geçişlerine, eğitimlerine, medya ile iletişim kurmalarına destek verdi. Kimi zaman ise hızını alama*****, kendisi bizzat temsil etme gayretine girdi. Tüm bu desteklerle radikal İslamcı katiller Suriye de 100 bini aşkın insanı katletti. Çocuklar, kadınlar vahşice öldürüldü. Kentler yağmalandı. Yollar, köprüler, fabrikalar, hastaneler bombalandı. Bir ülke halkıyla birlikte harabeye döndü. AKP tüm bunları yapacak kadar Suriye´den ne istiyordu? Neden bu kadar nefret biriktirmişti? Bu kadar düşmanlığın nedeni ne? Nusracı, El Kaideci katillerin bu ülkede iktidar olmasını bu kadar mı çok istiyordu? Bu katiller Suriye de iktidar olurlarsa, yaşanacak katliamın ve bölgede oluşacak tehdidin boyunu tahmin etmek hiç de zor değil. Şeriat ve hilafiyet istediklerini açıkça ifade eden bu güçlerin Suriye de devlet kurması demek, bütün bir bölgenin uzun yıllar terör ve cinayetlerle birlikte yaşaması demek. Bu katillerin Suriye´ye demokrasiyi getireceğini söylemek, başlı başına yalandır ve halkı kandırmaktır. Anlayışlarında ve ideolojilerinde zerrece demokrasi olmayan bu yapılar, kendi dışında ki herkesi düşman olarak görüyorlar ve yok etmek için eyleme kalkışmaktan geri durmuyorlar. Demokrasi bu güçlerin varlık zeminine terstir. Buna rağmen AKP Suriye´de ki tavrını demokrasi talebi olarak açıklayacak kadar ikiyüzlü ve sahtekârca bir politikayı halka dayatıyor. Esad´ın diktatör olduğunu, halkına zulüm ettiğini bunun için muhalifleri destekleyerek halkın demokrasi ile yönetilmesini arzuladığını her fırsatta söyleyen AKP yöneticilerinin bu yalanı artık sadece güldürüyor. Suriye de demokrasi gücü dedikleri radikal İslamcı katillerin cinayet ve vahşet dışında Suriye halkına verebilecekleri hiçbir gelecek olmadığı, çatışmaların sürdüğü 3 yıllık süreçte çok net olarak ortaya çıktı. Kendi ilişkilerinde bile faşist olan, kendinden olmayan İslamcı gruplara dahi acımasızca saldıran bu yapıların, değişik mezhep ve inançtaki Suriye halkına vahşet dışında, katliam dışında getirebileceği hiçbir şey yoktur. Suriye halkının bu güçlerin gerçek yüzünü görmesindendir ki, mevcut rejimi çok daha sıkı sahiplenmiştir. Bu cinayet şebekelerinin devrim diye yutturmaya çalıştıkları şey, Şeriattır. Sıkı islamı kurallarla yalnızca Sünnilerin yaşayabileceği, farklı inançların yaşama hakkı edinemeyecekleri İslami faşist bir rejimdir. AKP´nin Suriye de demokrasi talebi, aslında şeriat talebidir. Demokrasi perdesi ile gizledikleri şey kendi beyinlerine denk düşen, İslamcı, radikal faşist bir sistemdir. AKP Binlerce çocuğun öldürülmesi pahasına, insanlıktan çıkmış bu katilleri kendi amaçları için desteklemeye devam ediyor. Tüm dünya İslam´dan referans aldığını iddia eden bu canilerin, vahşi cinayetlerine tanık oldu. İnançlarından dolayı kafaları koyun gibi kesilen insanların görüntülerini izlediler. AKP dışında hemen herkes bu canilerin demokrasi ile hiçbir alakaları olmadığı net bir şekilde öğrendi. Peki, AKP neden öğrenmemekte, görmemekte ısrarlı davranıyor? Akla tek bir neden takılıyor. AKP mezhebini insanlığının önüne koyuyor. Suriye de sokaklar insan cesetleriyle dolu iken, yataklarında rahat yatanlar, insanlıklarını yeni baştan sorgulamalıdır. Suriye de dökülen her damla kanın sorumlusu, bu katilleri destekleyenlerdir. Tarihin bu katliamcıları ve işbirlikçilerini asla unutmayacaktır. Kaynak; http://herpazartesi.blogspot.de/2013/11/akp-suriyede-neden-savas-istiyor.html Komsu ülke Suriye'yi kan gölüne ceviren ülkemiz siyasetine Ülkemiz kiralik medya susturulmusken,Öner Ödemis'in kaleminden ekranlarimiza yansiyan Suriye gerceklerini dile getirene selamolsun. Adil Medya anlayisi buna denir.

5 Cevap

0 oy
8 Aralık 2013 sanem_62 (44,560 puan) cevapladı
emeğine sağlık ...
0 oy
27 Ocak 2014 misafir cevapladı
ORHAN MİROĞLU İLKEL KİNLERİN ESİRİDİR. Mihrac Ural – 27 Ocak 2014 / Pazartesi Orhan Miroğlu, her satırı, her kelimesi insan ahlakının asla kabul etmeyeceği, yazar, edebiyatçı olmanın hiçbir onursal özelliğine yakışmayan ön yargılı, Suriye düşmanlığıyla bezenmiş bir yazıyla karşımıza çıktı. Önce bu yazıyı okumanızı isterim: http://haber.stargazete.com/yazar/esadin-toplama-kamplari-dunyaya-el-salliyor/yazi-834797 Yazısını tesadüfen okudum. AKP'li hezeyanları, Türkleşmiş Kürt-Arap karması algılarıyla yazanları uzun süredir midem kaldırmaz olmuştu. Sayın Miroğlu'yla bir süre yazıştık, dostça selamlaştık da. Ona hep saygı duydum ve bu saygımı yitirmemek için ortaya attığı yaklaşımları bir bakış açısıdır diye algılamaya çalıştım. Ancak Suriye konusuna korkunç bir kin ve önyargıyla yaklaşarak bir ton cümle kurup belgesel gerçekçi bir kanıtsal belge ortaya koymadan yaptığı karalamaların geveleme olduğunu iddia edeceğim. "Geveleme" dedim, kusura bakmasın bir ton satır yazıp hiç bir delile dayanmadan karalamalar yapmanın başka bir kelimeyle tanımlanması mümkün değildir. Direk soruyorum Miroğlu, şu yayınladığın fotoğrafın kaynağını sorguladın mı? Bu fotoğrafın Suriye halk ordusunun Nusra cephesi adlı selefi şebekelerin ellerinden kurtarılan bir tutsak yeri olduğunu ve cesetlerin masum Suriyeli sivil ve askerlere ait olduğunu biliyormusun? Fotoğrafta yer alan askerlerin Suriye halk ordusu askerleri olduğu ve cesetleri saygıyla toplayıp dini törenle ailelerini teslim için çabaladıklarını biliyormusun? Dikkatli bir izleyici fotoda karartılmış yerlerin olduğunu görecektir. Bunlar çözüldüğünde bu fotonun Selefi muhalif şebekelerin katliamlarına bir delil teşkil ettiğini görecektir. Son bilgiler de fotoların Cenevre 2 barış görüşmelerini etkilemek için bilinçlice belli bir haliç ülkesinde hazırlanıp servis edildiğini göstermektedir. Miroğlu, bir iddiada bulunmadan önce bunları araştırması gerekmezmiydi? Miroğlu, göz boyamacı medyanın esiri olarak yazdığı ve bir ton cümle kurduğu makalesinin çöküşü de bu sahtekarlığın ürünüdür. Bunun için dönüp her satırı demagoji olan, her cümlesi kin ve nefret kokan makalesini eleştirme gereği görmüyorum. Kuru sıkı iddialar, ithamlar, karalama ve mütecaviz söylemler belgesiz ve kanıtsız olunca dile gelen her şaşalı cümle iki ucu keskin bıçak olmanın kaçınılmaz sonucu yazarı paramparça eder. İşte Miroğlu'nun düştüğü zavallılık burada tekamül ediyor. Ben de eski bir selamlık arkadaşın hallerine böylece acıyorum. Bunun için bu makalesinde yer alan hiç bir cümleyi muhatap almayacağım. Ama artık gittikçe çirkin bir boyut alan, mide bulandıran Suriye düşmanlığı yerine doğru oturup AKP'ci eğilimleriyle Kürt ve Türk halkının özgürlük ve demokrasi özlemlerine ne kadar uzak olduğunu düşünsün diyeceğim. Bu kin hezeyanıyla yapmaya çalıştığı Suriye düşmanlığına en iyi cevabı Suriye Kürtleri Rojava'da gereken cevabı vatan savunmasına katılarak vermektedir diyeceğim. Buna rağmen, Miroğlu'na küçük bir yöntem vererek Suriye gerçeğini anlaması için ip ucu sunmak isterim. Yapılması gereken şey şudur, filmin karelerini gerisin geriye saralım ve hiç bir olayın olmadığı bir süreçte Suriye'de onlarca seçim kazanarak iktidar olmuş meşru yönetime karşı silahlı, bozguncu, yıkıcı, katledici eylemleri kim başlattı diye kendimize soralım. İşte bu soruya vereceğimiz cevap çok şeyi açıklar nitelikte olacaktır. Suriye siyasal sisteminin özgürlük ve demokrasi yolunda tarihsel geç kalmalarına rağmen, soğuk savaş bakiyesi olarak 21. Yy girmesine karşın barış içinde yaşayan bir ülke yaratabilmişti. Buna rağmen, bu ülkede dehşeti ve ölümü yaratanların silaha sarılı, dış desteklerle yaşayan, ölüm kusan gayri meşru selefi güçlerin olduğu görülecektir. Bu nedenle tüm ağdalı cümlelerine rağmen Miroğlu burada iflas eder. Miroğlu burada adaletsiz ve vicdansızca, gözü kör kin ve düşmanlıkla Suriye yönetimini eleştirdiği görülür. Buna rağmen buyursun arkasında duracağı kanıt ve belge nitelikli gerçekçi fotolar ve videoları yayınlasın da görelim. Miroğlu bunu yapamaz. Çünkü bu tür sallamacı yazarlar esir oldukları yalancı medyanın kuyruğundan çıkamazlar. Orhan Miroğlu, Suriye'yi böylesi sahtekarlık eseri fotomontajlarla eleştireceğine gözü önünde cereyan eden diktatör Erdoğan zulmünü, ülkemizdeki tahribatlarını., Kürt halkına çektirdiklerini, Suriye'yi kana bulayan desteklerini ve fiili ihanetlerini ele alsın. Bu konuda bolca kanıt ve belge olduğunu bilmeyen yok buyursun bunları yazar ahlak ve vicdanıyla ele alıp yansıtsın da görelim. Başkasını eleştirmeden önce kendi alanındaki temizlikle ilgili olsun. Değerli Bilge Dost Mihrac Ural'ı, buradan selamlıyorum. Not.Sevgili Canlar. Suriye konusunda bir kimlik bunalımı yaşayan Orhan Miroglu,AKP yönetimi menfaatine ait makalelerine yapılan adil yorumları yazdığı sitede kamuoyuna göstermiyor.
0 oy
6 Şubat 2014 misafir cevapladı
İTİRAF… Mihrac Ural – 6 Şubat 2014 / Perşembe Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry açıklamak zorunda kaldı “ Suriye konusunda Amerikan siyaseti iflas etti”, “Esad kazandı”. Evet Amerika´nın ulaştığı sonuç böylece resmi ağızlardan açıklınmış oldu. Bu açıklamada Esad´ın başarısı küçümsenmek istense de 80 devleti aşkın şer gücünün lojistik desteği, medya tekellerinin sonsuz propagandasıyla Esad önderliğindeki Suriye yönetimine yönelen saldırı ve baskıların iflası tarihsel bir hadise olarak algılanmalıdır. Kerry´nin aklı başına yeni geldi. Ama biz bu gerçekleri durmadan tekrarla açıklayıp duruyorduk. Türkiye kamuoyuna yönelik olarak 472 makaleyle kendi sayfamda yaptığım açıklamalar kadar bu sürece sonrada destek vererek katılan ve gerçekleri tüm çıplaklığıyla izah edenlerin sesini duymak çok mu zordu. Bu sesler duyuldu ama algılar bu gerçekleri kabullenmedi. Ülkemizi Ortadoğu bataklığına sürmek isteyen cahil zihniyetler ısrarla hukuksuzluğa yaslanarak komşumuza tecavüz etmeyi ve buradan alınacak sonuçlarla güç kazanılacağını sandılar. Böylece at gözlüklü siyasetleriyle aldıkları hezimeti bile anlamadılar. Israrla maceralarına devam ettiler. Bu noktadan sonra yapılanların adı aptallıktır, siyasi körlüktür. Bence bunun da ötesine bu yuvarlanış Nazi yöntemli ırkçı mezhepçiliktir. Bu da genellikle inancı siyasete alet edenlerde beliren bir duruşudur. Yazılarımızda sıklıkla Esad kazanacak Diktatör Erdoğan kaybedecek diye yazıp durduk. Kahin değildik ama elimizdeki verilerin tümü bu gerçeği işaret ediyordu. Zira arkasında halkın desteğini alan bir yönetimi yeryüzünde yıkacak bir güç yoktu. Suriye´de olan da budur. Bilmeyenlere algısı kıt olanlara geçmiş olsun diyeceğim. Suriye bu zaferi terörü kabul edilebilir bir yere çekence imlan edecektir. Bunun kıstasları bellidir; şehirlerin güvenli olması, şehirleri birbirine bağlayan oto yoların güvenli olması, devlet mekanizmasının düzenli çalışması. Bunların bir çoğunda ciddi ilerleme sağlandı ve devam eden bu süreçte başarının tüm belirtileri ortaya çıktı. Hezimetin pratik olarak ifade ettiği de budur. Buradan bakınca da Cenevre 2 görüşmelerinin sahadaki güç dengesince şekilleneceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bununda anlamı şudur; görüşmeci olarak ortaya sürülen muhalefetin sahada hiçbir güç etkinliği olmaması bu anlaşmalarda yerinin olmadığına bir göstergedir. Cenevre 2´nin alacağı hiçbir kararı muhalefet uygulayamaz. Gerçek muhalefet ne ve kim olduğunu herkes biliyor ; Cephetül Nusra, Cephetül İslam (13 selefi şebekeden oluyor), Devletül el İslamiyyi fi bilad el Irak ve Şam (İŞİD). Bu bileşkede muhalefet diye masaya oturanların sığındıkları ÖSO ise ne dün ne de bu gün var oldu. ÖSO buhardı buharlaştı. Sabun köpüğüydü patladı gitti. Onlar da bu gerçeği biliyorlar. Bu nedenle bu çabaların kof ve sadece Esad´ın zaferlerini kısırlaştırma durumunda olduğunu belirtmek abartma olmayacaktır. Bu gerçeklerin ışığında, Suriye barışı “Şam´dan geçer” dedim. Yani Suriye halkının bağımsız siyasi iradesinin sandıkları yansıması dışında hiç kimse, hiçbir biçimde Suriye barışını ikame edemez. Bu barışın sahibi ve koruyucusu da Suriye halkıdır. Beşşar Esad bu halkın önderi olarak bunu söyleyip durdu korkaklar, güçsüzler, hezimet üzerine hezimetle kaçışanların böylesi demokratik bir öneriye evet dememeleri oldukça manidardır. Bu şebekelerin ölüm kusan girişimlerinin, gerçek barış yerine sokuşturulmaya çalışmasının manası da burada anlam bulmaktadır.
0 oy
12 Şubat 2014 misafir cevapladı
ALEVİLERİN BAŞKA VATANI YOK Çatışmaların ön saflarında yer alan aleviler için Suriye, terkedilemeyecek, vazgeçilemeyecek vatan toprağıdır. Suriye de mezhep çatışması vardır yalanı sık sık söylendi. Bu yalanla AKP hükümeti Türkiye´de ki mezhepsel farklılıkları kaşı*****, iflas eden Suriye politikasına Sünni kesimden destek bulmaya çalışmıştır. Suriye de bir alevi diktatörlüğü vardır yalanı bu amaçla aylardan beri yandaş medya üzerinden servis edilmektedir. Emperyalizmin ve bölge gericiliğinin yıkmaya çalıştığı, BAAS iktidarı, Alevi iktidarı olarak sunularak, siyasal amaç gizlenmiş, emperyalizm adına taşeronluk görevi üstlenen AKP hükümeti gerçek çehresini gizlemeye çalışmıştır. Suriye Alevilerin ve diğer azınlık kesimlerin on yıllardır rahtça yaşadıkları, devlet olanaklarından eşit olarak yararlandıkları, herkesin kendi kimliği ile var olabildiği istisnai ülkelerden birisidir. Araplar, Kürtler, Ermeniler, Dürziler, Yahudiler, Türkmenler, Çerkezler ve değişik inanç ve mezhepsel gruplar bu ülkede kendi kimlikleri ile yaşama olanağına sahip olmuşlardır. Kiliseler camilerle yan yana durmayı bilmiş, her iki kesime inanan halk kitleleri ortak vatan bileşkesinde, Suriye gerçekliğinde eşit yurttaşlar olarak yer almışlardır. Suriye de Aleviler, diğer inanç grupları gibi kendi inançlarını özgürce yaşayabilme olanaklarına sahip olmakla birlikte, devletin hemen her kademesinde, diğer inanç gruplarıyla birlikte yer almaktadırlar. Suriye ordusunda Aleviler de general olabilmekte, Sünnilerde, Türkmenler de, Hristiyanlar ve Ermenilerde. Orduda rütbe alabilmek için belirleyici kıstas, herhangi bir etnik kökene yada inanç grubuna bağlı olmak değil askeri olarak o rütbeyi taşıyacak yetenekte olmaktır. Yasal olarak tüm haklar devletin her hangi bir organında diğer herkes kadar eşit haklara sahiptirler. Türkiye de gayri Müslümlerin orduya alınmadığını, Alevilerin orduda üst rütbelere çıkarılmadığı, güvenlikle ilgili diğer birimlerde, fişlenerek alt düzeylerde ancak çalıştırıldığını düşündüğümüzde, Suriye de ki eşitliğin önemi çok daha bariz olarak öne çıkmaktadır. Suriye de demokrasi dersi vermeye kalkan AKP iktidarı, dönüp aynaya bakmalı ve toplumdan neredeyse dıştalanmış, Alevi ve gayri Müslüm hakların durumlarını görmelidir. Sünni egemen anlayış diğer inançları adeta yok saymış, her fırsatta farlılıkları kaşı*****, düşmanlıklar yeşertmiştir. Bu ayrışmadan sürekli nemalanmış, siyasal yandaş kazanmıştır. Ötekileştirilmiş azınlık hakların ve egemen olmayan mezhepleri sürekli baskı altında tutarak eritmeye, sindirmeye ve yaşamdan uzaklaştırmaya çalışmıştır. Birlik-Özgürlük ve Sosyalizm (BAAS Partisi) BAAS partisinin (Arap Sosyalist Diriliş Partisi) ideolojik ekseni bir ulus-devlet üzerine oturmuştu. İslam, ortak kültür olarak değerlendirildi, mezhepçiliğin önüne geçilmek istendi ve bir ulus çatısı yaratılmaya çalışıldı. İslamın diğer mezhepleri gibi Aleviliğin de öne çıkartılmasına izin verilmedi. Tüm inançlar kendilerini özgürce ifade etmekle birlikte, devlet içerisinde mezhepsel kimlikleriyle asla yer almadılar. Laik devlet, uluslaşmanın vazgeçilmezi olarak görüldü ve dinin devleti belirlemesinin önü yasal ve siyasal olarak alındı. BAAS partisi içerisinde hemen her etnik kökenden ve inançtan insanlar aktif olarak yer aldılar. Hatta partinin kurucusu Michel Eflak bir Hristiyan ve milliyetçi iken diğer önemli ismi Ekrem Havrani ise Sünni ve sosyalistti. BAAS partisinin ideolojisi Birlik, Özgürlük ve Sosyalizm üzerine oturtulmuştur. 1953 de kurulan BAAS partisi 1963 de iktidarı ele geçirmiş ve hazırladığı yeni anayasada, üretim araçlarının millileştirilmesi, toprak, taşınmaz ve sanayi mülkiyetinin sınırlandırılması gibi uygulamalar yer almıştır. Tüm Arapların tek bir ulus olduğunu kabul ederek, yeniden tek bir devlette ve sosyalizm altında birleştirilmesini ana ilke olarak benimsemişti. Suriye de Aleviler Suriye (Yavuz Sultan Selim dönemi dışında)tarihinin hiçbir döneminde mezhepler arasında çatışmalar yaşanmamıştır. Hiçbir mezhep diğerini boğazlamaya, yok etmeye ve kıyıma uğratmaya çalışmamıştır. Devlet bu konuda bölücü değil birleştirici olmuş, ortak vatan bilinci her şeyin önünde yer almıştır. Aleviler, toplam nüfusun %15 oluşturmalarına rağmen kendilerini devletin asli unsuru olarak görmüşler ve en az diğer inanç grupları kadar sahiplenmişlerdir. Suriye de nüfus olarak en yaygın olan inan grubunu Sünniler oluşturur. Arap nüfusunun %75´ini Sünni inanç grubuna ait olanlar oluşturur. Aynı inanç grubunun BAAS partisi içerisinde ki yoğunluğu da % 75´tir. Devlet örgütlenmesi içerisinde ki yoğunlukta bu orandan farklı değildir. Suriye de devlet inanç gruplarına göre biçimlenmediği için, ulus devlet yaratma hedefine uygun olarak, her inanç grubuna eşit mesafede kalmasını bilmiştir. Suriye devleti laiktir ancak mezhepsel açıdan bakıldığında hâkim ve egemen olan mezhep Sünniliktir. Bu mezhep kökenli insanların devlette yer alış oranı %75 oranındadır. Aleviler, diğer azınlıklar gibi laiklik zemininin güvencesi ile rejimin arkasında sağlam durmaktadırlar. Suriye´ye yönelik silahlı şiddete karşı vatanı savunanlar Sünni mezhep mensubu inançlı ve laik halkı ile Hıristiyanlar, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Kürtlerdir. Alevilerin başka vatanları yok Aleviler Suriye de azınlık nüfuslarına rağmen radikal İslamcı terör karşısında en kararlı ve direngen mücadeleyi veren kesimlerin önünde duruyor. . Selefi teröristlerin ilk hedefleri her zaman Alevi insanlar olmuştur. Çatışmaların başladığı ilk günlerden bu yana, Alevilere dönük kıyım girişimi yapılmış, binlere Alevi kadın, çocuk demeden vahşice, insanlık dışı yöntemlerle katledilmiştir. Suriye´nin gerici terör karşısında yenilmesi durumunda il adımda katledilecekler arasında Alevi halk vardır. Sonrasında ile Hristiyan, Ermeni ve diğer halklar vardır. Tarihsel kin ile bezenmiş mezhepsel düşmanlığın, acımasızlığı ile mücadele eden Alevi halkın kaybetme şansı yoktur. Aleviler için kaybetmek bir başka yaşam tarzını kabul etmek değil, yeni bir tarihsel kıyımı yaşamaktır. Katledilmektir. Bu nedenle gerici terör karşısında, her sokakta çatışan, ölen, öldüren, yüzlerce kayıp veren şu ana kadar ağırlıklı olarak Alevi halkı olmuştur. Suriye de Alevi halkın yoğun yaşadığı, Lazkiye, Humus, Tartus, Banyas gibi kentlerde Cihatçılar tutunamamış, kent merkezlerine girememişlerdir. Kırsalda kimi beldelere saldırarak, zorlamalar yapmış ancak ciddi mevziler kazanamamıştır. Bu kentlerde oluşturulan milis güçler, vatan savunmasında aktif olarak yer almış, çatışmalarda ön saflarda, ileri mevzilerde kararlıca durmuştur. Tüm Suriye kentlerinde hava kararmaya başladığında mahalle ve sokaklarını gerici teröre karşı korumak isteyen halk, nöbet tutmaya çıkıyor. Ellerinde Kaleşnikov tüfeklerini ve kütüklüklerini alıp, köşe başlarını tutuyorlar. İlk saldırılarda, çatışmalarda bu insanlar yaşamlarını vatanları uğruna veriyorlar. BAAS partisinin kontrolünde örgütlenen bu yerel savunma birlikleri gönüllü gençlerden oluşuyor ve cihatçılara karşı en kararlı mücadeleyi bu birlikler veriyorlar. Sivil savunma birliklerine Aleviler nerede varlarsa orada aktif olarak katılıyor ve vatanlarını yaşamları pahasına savunuyorlar. Vatan savunmasında en ön saflarda yer alan Alevi her ailede en az bir şahit vardır. Çatışmaların ön saflarında yer alan aleviler için Suriye, terkedilemeyecek, vazgeçilemeyecek vatan toprağıdır. Ve Alevilerin başka vatanları yoktur.
0 oy
7 Mart 2014 sanem_62 (44,560 puan) cevapladı
Emeğine sağlık can..
Hoş geldiniz, Alevilik hakkında merak ettiğiniz herşeyi sorabilir veya sorulan bir soruyu cevaplayabilirsiniz.
...